Bulgaristanda
vaziyetin durumu
Hürriyet
17.01.207 Özdemir İnce
BULGAR dostlarım
üzerlerine alınmasınlar. Benim derdim, adaletten nasibini almamış, sahtekár
Avrupa Birliği ve onun Türkiyedeki paralı askerleri ile. Bulgaristandan
beklediğim bilgiler geldi. Aşağıda aktarıyorum:
- Avrupa Birliği, Bulgaristan ile yaptığı müzakere sürecinde, Türk azınlığın
durumunu hiçbir şekilde koşul haline getirmemiş, demokratik, kültürel ve
ekonomik hakları konusunda Bulgaristana hiçbir uyarıda bulunmamıştır.
Bulgaristandaki Türk nüfus, uluslararası antlaşmalara göre "azınlık"
olarak tanımlanmasına rağmen, demokrasiye geçişten sonra "seçme ve seçilme"
hakkı dışında bir hakka sahip olamamıştır. Aksine, ekonomik olarak Türk nüfusun
durumu daha da kötüye gitmiştir. Çünkü, sosyalist sistemde kooperatiflerde işçi
durumundaki Türkler, daha önce kamulaştırılmış topraklarını geri alınca
"donanımsız çiftçi" olarak yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır. Traktörü ve
komple tarım veya hayvancılık bilgisi olmadığı için, üretim noktasında yetersiz
kalmış ve fakirliğe mahkûm edilmiştir. Türkler, AB fonlarından istifade
edebilecekleri projelerden de uzak kalmışlardır. 1968-78 yılları arasındaki
göçler ile 1989 yılındaki "sınır dışı" döneminde Türkiyeye gelenler
Bulgaristandaki eğitimli ve aydın kesim olduğu için, Türkler bu konuda önder
sıkıntısı da çekmektedir. Bugün, Bulgar kesimlerinde yüzde 10ları bulan
işsizlik oranı, Türklerin yaşadığı bölgelerde yüzde 70i aşmaktadır. Bu da,
Bulgaristandaki ekonomik dağılımın ırkçı temellere oturduğunun göstergesidir.
- Türklerin yoğun olarak
bulunduğu yerlerde özerk yönetim talebi AB tarafından gündeme getirilmemiş, Türk
nüfusun da böyle bir talebi tarih boyunca olmamıştır. Türk nüfusun, uluslararası
antlaşmalardan doğan "azınlık" haklarını kullanmanın ötesinde bir talebi
yoktur. (Neuilly Barış Antlaşması, İstanbul Antlaşması, Ankara Dostluk
Antlaşması, 1968 Göç Antlaşması vs.)
- Türkçe, Bulgaristanın
ilk kurulduğu yıllarda "eğitim dili" iken, daha sonra "yasaklı dil"
konumuna gelmiştir. 1970li yıllardan itibaren de Türkçe eğitim tamamen rafa
kaldırılmıştır. Sosyalist rejimin son bulmasından itibaren ise önce "talep
edildiği takdirde eğitimi verilen" bir dil olmuş, ancak yeterli öğretmen
olmadığı gerekçesiyle bu talebin ancak yüzde 30u karşılanabilmiştir. Daha
sonraki yıllarda ise "seçmeli dil" statüsüne sokulmuştur.
Dolayısıyla Türkler, ne Bulgaristan parlamentosunda, ne belediye meclislerinde,
ne de mahkeme salonlarında Türkçe konuşamamakta, Bulgarca tek resmi dil olarak
kabul edildiği için bu konuda katı kurallar uygulanmaktadır. Hatta, "Türk
Partisi" sayılan Hak ve Özgürlükler Hareketinin genel kurullarında bile
konuşmalar Bulgarca yapılmaktadır.
- Bulgaristanda, Bulgarca
dışında hiçbir dilde dilekçe ve mahkemelerde ifade verilemeyeceği gibi, Siyasi
Partiler Kanununa göre Bulgarcanın dışında bir dilde propaganda faaliyeti de
yapılamamaktadır. Türkçe, sadece halkın ortak kullanım alanı olan
kahvehanelerde, evlerde ve sokaklarda konuşulmaktadır. Türkçe eğitim olmadığı
için, genç nüfus Türkçeyi unutma noktasına gelmiştir.