|
Balkanlar'daki Türk varlığı katliamlar ve göçlerle azaldı
Balkanlar'da çağdaş Bosna soykırımını gerçekleştiren Sırplar,sokakta Türkçe konuştu diye Türkleri öldüren Bulgarlar ve yurtdışına çıkan Batı Trakyalı soydaşları geri almayan Yunanlılar Avupalı da…Türkler değil mi?
Türklerin Balkanlar'la ilgisi, Osmanlı döneminde bazı yönleriyle farklı olmakla birlikte, Cumhuriyet yıllarında da sürdü. Bu yıllar Türkiye'yi, daha çok büyük devletlerden kaynaklanan dış tehlikelere karşı ve Balkan ülkelerinin yakınlaşmasının öncüsü olarak gösteriyor. Tıptan posta işlerine değin çok sayıda Balkan işbirliği kuruluşunun yanı başında, iki dünya savaşı arasında bir Balkan Antantı ve Soğuk Savaş döneminde de bir Balkan Paktı imzalandı. Türkiye her ikisinde de ön saftaydı.
"Hükümetin yanlışlarından ötürü bir ulustan nefret edemem" diyen Atatürk, Yunanistan'la yakınlaşma işareti vermişti. İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri dışında bu iki ülkenin komşusundaki azınlıkların değiş tokuşu andlaşmasını, ikincisi İstanbul'da yer alan Balkan Konferansları izledi. İlk oturuma Atatürk ve İnönü hitap ettikten başka, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras Bulgaristan'la Arnavutluk'un da desteğini sağlamak için çabalar harcadı. Antant 1934'te imzalandığında, Türkiye'den başka Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan da katılmışlardı. Türkiye'nin o zamanki hedefi, orta büyüklükte ve küçük bazı devletleri faşist İtalya ve Nazi Almanyası gibi saldırgan nitelikli güçlü devletlere karşı bir araya getirmekti. İkinci Dünya Savaşı'nın olayları bu siyasetin herkes için ne denli doğru olduğunu kanıtladı.
Bükreş'ten K. Popişteanu'nun "1934 Balkan Antantı" konulu doktora tezinden bir kopyayı da, o zaman daha hayatta olan Aras'a getirdiğimde, bana şöyle demişti: "Balkanlı genç araştırmacıların bu konuya dönmelerinin nedeni, Atatürk'ün kurduğu bölge güvenlik sisteminin yararlı ve bugün için de dikkate değer olmasıdır." Balkan Antantı ile Orta Avrupa'da aynı hedefe hizmet edebilecek olan Küçük Antantı, kendi sınırlarını genişletmek umuduyla, Nazi Almanyası'na ödünler veren Bulgaristan'ın ve Macaristan'ın tavırları işlemez duruma soktu. Oysa, bu Avrupa devletleri grubu birbirlerine ve benzeri bölge kuruluşlarına birtakım ortak üyeler halkalarıyla bağlanmışlardı. 1930'lardaki Balkan siyasetimiz saldırganı durduracak bir güvenlik sistemiydi. Mevcut durumun değişmesinden yarar uman iki devletin işbirliğine yanaşmaması sonucu tüm Balkan ve Orta Avrupa ülkeleri ya işgale uğradılar ya da peyk oldular - Türkiye dışında- Atatürk'ün dışişleri bakanı, değerlendirmesinde haklıydı.
Soğuk Savaş koşulları başka türlü bir Balkanlar yarattı. Etnik ve dinsel karmaşaya NATO ve Varşova Paktı üyeleri arasındaki çelişkiler de eklendi. O günün koşulları Türkiye ile Yunanistan'ı, 1948'de Sovyetler Birliği önderliğinde bir Doğu Bloku kuruluşu olan Kominform'dan çıkarılmış olan Yugoslavya ile yakınlaşmaya itti. Stalin'in "Küçük parmağımı oynatırsam Tito düşer!" kehaneti doğru çıkmadı. Tüm biyografilerinde bağımsızlık öğesinin sivrildiği Tito, ülkesini 1945'te Balkan Paktı'na soktu.
Cumhuriyet yıllarında Türkiye'nin Balkanlar'da bölge güvenliği ile ilgisinin yanı başında, o topraklarda kalan Türk azınlıklarıyla da yakın ilgisi sürdü. 19'uncu yüzyılın başında tüm Balkanlar'da yer yer çoğunlukta ve bazı yerlerde de en kalabalık azınlık olan Türklerin varlığı, katliam ve göç sonucu, sadece birkaç yerdeki azınlığa indirgenmişti.
En kalabalığı Bulgaristan'daydı. 1989'da 350.000'den fazla Bulgaristan Türk'ünün ülkemize baskı ve çaresizlik sonucu göç etmesine karşın, 1992 sayımına göre, çoğunluğu Arda çevresi ile kuzeydoğu Dobruca'da yaşayan 800.052 Türk vardır ki, toplam nüfusun yüzde 9.43'üdür. İlk işaretlerini 1958'te veren Bulgarlaştırma siyaseti 1984-85 değiştirmeden başka, sokakta Türkçe konuşanlara ya da çocuklarını sünnet ettirenlere ceza, hatta öldürme gibi akıl ermez ölçülere ulaştı. Türklerin birçok hakları 1989'dan bu yana geri verildiyse de Bulgar kökenlilerin yüzde 14'ü, ama Türklerin yüzde 25'i işsizdir. Bu durum onları bugün de göçe zorluyor. Yunanistan'ın Batı Trakya bölgesinde çoğunluğu Türk olan Müslüman azınlık yaşıyor. Lozan Antlaşması İslam dininden Yunanistan yurttaşlarının varlığını kabul ettiğinde, Batı Trakya'da toprakların büyük çoğunluğuna sahip olan Türkler nüfus yönünden ağır basıyorlardı. Azınlıklar değiş tokuşunda, Lozan Antlaşması çiğnenerek, Anadolu'dan gelen Rumların 60.000 kadarı buraya yerleştirildi. 1967-74 döneminin Yunan askeri faşist diktatoryası, Türklerin verimli topraklarını ellerinden aldı, onları yeni baskılar altına soktu. Bu yasakların çoğu bugün de sürüyor. En kabul edilemez olanı Yunan Yurttaşlık Yasası'nın 19'uncu maddesinin yurtdışına çıkan bazı Türklere uygulanması, bunların yurttaşlıkla birlikte mal ve mülklerini de kaybetmeleridir. 1995'te bir yönüyle kuşkulu bir trafik kazasında ölen Dr. Sadık Ahmet'in 1993'te parlamentoya girmesini, bu amaçla değiştirilen seçim sistemi engellemişti. Makedonya'ya Osmanlı yönetiminde yerleşmiş olan Türkler daha 1940'larda Türkiye'ye göçe başladılar. 1994 sayımında 77.000 görünen Türklerin bazı geri kalanı daha kalabalık olan Arnavutluk azınlık içinde erimeye yüz tuttular. Sırbistan'da, Müslüman Slav kökenliler dışında , 1991 sayımına bakılırsa, 12.000 kadar Türk var. Hıristiyanlaşmış Türkler olan Balkan Gagauzları Bulgaristan'da, Romanya'da ve Moldova'da yaşıyorlar.
Balkanlar'da Türk azınlıkların dışında, Türkiye'nin Müslüman Bosnalılarla kendine özgü tarihsel bağları oldu. Kendi istekleriyle Müslüman olan Bosnalılar, daha önce, Hıristiyanlığın Bogomil mezhebindendi. Onuncu yüzyılda Bongomil adlı bir papazın Bulgaristan ve Makedonya'da yaymaya başladığı bu mezhep tüketim eşitliği düşüncesinden hareketle komünal mülke inanarak feodalizme karşıt bir akımı besledi. Hıristiyan haçını ve ikonları reddediyor… ama duaya inanıyordu. Balkanlar'da köylü başkaldırmalarına öncülük etti ve Bizans boyunduruğuna karşı Osmanlıları destekledi.
Müslüman oluşları içtenlikliydi. Sonraki yıllarda elde kalan Osmanlı topraklarına Boşnak göçmen dalgalarının hızlanması doğaldı. Bir önemli nokta, Osmanlılar'ın, Boşnak kökenli askerleri Balkan halklarına karşı kullanmamalarıdır. Bosnalılar, örneğin , Bağdat seferine yollanırdı. Yugoslavya'nın parçalanmasıyla Bosnalı Müslümanların etnik temizleme, göç ve soykırımla karşılaşmaları karşısında Türkiye'nin tepkisinde şaşılacak bir yan yok. Bu kanlı olayların baş sorumlusu Sırplarla dış tutumunu önemli ölçüde Türk düşmanlığına dayamış olan Yunanlıların, Türkiye'nin bu ilgisini "Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden diriltme" biçiminde yorumlamasının mantıklı yanı bulunamaz, kabul edilemez olan, Sırpların acımasız tutumu, Yunanistan'ın mazlumun karşısında yer alması ve Batı'nın, Kuveyt gibi petrolü olmayan Bosnalılara karşı kayıtsızlığıdır. Avrupa, Türkiye'nin Batı'yı Bosna için zorlamasından memun kalmamıştır. Bazı devletler Türkiye'nin Balkanlar da haklı bir davaya sahip çıkmasını kaldıramıyorlar.
Türkiye'ye karşı duyarlılığı arttıran bazı yeni nedenler daha var. Ankara'nın Balkan başkentleri Üsküp ve Tiran'a yakınlaşması, Yunanistan'ın tepkilerini arttırmıştır. Bulgaristan'la ilişkilerimizin düzelmekte oluşu Yunan kuşkularını daha da büyütmektedir.
Balkanlar'da çağdaş Bosna soykırımını gerçekleştiren Sırplar, sokakta Türkçe konuştu diye Türkleri öldüren bulgarlar ve yurtdışına çıkan Batı Trakyalı soydaşları geri almayan Yunanlılar Avrupalı da..Türkler değil mi?