|
Gelişmekte olan ülkelerin en büyük özelliği 21. yüzyılda dahi kendi içinde kendileriyle boğuşup durmaları. Bu ülkelerin diğer özelliği, dış çevrelerindeki olaylarla ancak kendi başlarına bela geldiğinde başlarını kaldırıp bakmaları. Sonra kafalarını kuma gömerek kendi içlerinde boğuşmaya devam etmeleri. Oysa, gelişmekte olan ülkeler içinde Türkiye , bir imparatorluktan Cumhuriyete geçmiş tek ülke. 1956 yılından beri Avrupa sistematiğinde önemli roller almış bir tarihin mirasçısı, nasıl oluyor da kendi soydaşlarından habersiz yaşıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilere karşı yapılan ve aşırı milliyetçiliği kötüleyen propagandalar Türkiye'yi çekimser mi bıraktı. Yoksa Sovyetler Birliği ve Sosyalist Bloğu darıltmamak için mi dış Türklerden 1980 ortalarına kadar hiç bahsetmedik? 1990'larda Sovyetler Birliği çöktükten sonra Dış Türklerle ilgilendiğimizde parasızlığımız bizi ilgisiz mi yaptı? 1955'lerde İngilizlerin zoruyla ilgilendiğimiz , nüfusları Ankara'da oturduğum bir semtin nüfusu kadar olan Kıbrıslı Türkleri nasıl kalkındıramadık. Çoğu müttefikimiz geçinen Avrupalı ve Batılı devletler bizim dış Türklerle ilgilenmemiz konusunda engeller mi çıkardılar? Kendileri bizim içimizdeki Türk dışı unsurlarla çok yakından ilgililer.
Bu soruların cevabını gelecek nesiller ve tarih verecek. İşin ilginç yanı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde okurken rahmetli hocam Prof. Fahir Armaoğlu'nun Siyasal Tarih kitabında Balkanlardan bahseden bölümde şöyle demekteydi: " Balkan Savaşlarından sonra göç eden Türklerle birlikte Türklerin Balkanlardaki varlığı sona ermiştir. Ancak 1980 ortalarından itibaren Bulgaristan'da Moldavya'da Bosna-Hersek'de Makedonya'da umulmadık miktarda Türklerin bulunduğu ortaya çıktı. Yunanistan'daki soydaşlarımızla zaten 1955'lerden beri uğraşıyorduk.
Neden soydaşlarımızla ilgilenmeliyiz diye bir soru var. Öncelikle Amerika Birleşik Devletleri'nin izlediği bir politikalar sonucu ortaya çıkan "Yeni Dünya Düzeni" etnik çatışmaları arttırdığı gibi, etnik sorunları ve kimliklerin varlığını güçlendirmiştir. Avrupa Birliği'ne giden bir insan mahalli kimliklerin nasıl güçlendirilip desteklendiğine hayretle şahit olmaktadır.
Bir zamanların "Böl ve Yönet" ustası İngiltere bu gün İskoç, İrlanda, Welch parlamentolarına izin vermek zorunda kalmıştır. Öte yandan İngiliz Devletler Topluluğu olan "Commonwealth"'i canlı tutmakta ve İngilizce Konuşan Halklar Tarihi diye kitaplar yazdırmaktadır. Bütün Sömürgelerini kaybetmiş bulunan Fransa Dış Topraklar Bakanlığı kurarak elinde kalmış birkaç turistik adaya milliyetçilik satmaya çalışmaktadır. Fransa, bir zamanlar Cezayir'e sahip olduğunda Arablara ortak ataları olan Gallilerden bahsederlerdi. Sonraları Arablar, Gallilerle uzak, yakın hiç bir akrabalıkları bulunmadığını anlamışlardır. İspanyollar bu gün Bask milliyetçileri, Katalonlar ile uğraşırlarken Latin Amerika'ya olan ticaretlerini İspanyolca konuşan ülkeler sayesinde on misli arttırmışlardır. Kültürel zenginlikler Avrupa'nın zenginliğini arttırmıştır.
Günümüzde Soydaşlık Kültürünün gelişmesini artık ll. Dünya Savaşından kalan bir modelle beşinci kol faaliyeti olarak görmemek lazımdır. Eğer arkalarında büyük güçlerin bir ülkeyi dengesizleştirme amaçları yoksa etniklik ülkenin zenginliği olmaktadır. Özellikle Türkiye gibi sınırlarının değişmesini istemeyen ve uluslararası literatürde "Doymuş On Ülke" arasına giren bir devletin kendi soydaşlarıyla ilgilenmesi soydaşlarının bulunduğu ülkeler için de kültürel ve ekonomik alanının doğmasına yol açmaktadır. Çağımız uluslararası ticaret çağıdır. Kimse bakamayacağı toprakları sırtlayamaz. Öte yandan topraktan kazanç devri 19. yüzyılın saldırgan milliyetçiliğinde acı bir anı olarak yerini almıştır.
Türkiye'nin şanssızlığı doğusundaki İran, Irak, Suriye gibi komşularının gerçekten geri kalmış 19. yüzyıl düşünceli devletler olmalarıdır. Tabii batılı müttefiklerimizin buralardaki oyunlarını da hesaba katmalıyız. Balkanlara gelince, yakın bir tarihte Avrupa Birliği içinde yer alacak ülkelerden oluşan bu alan Türklerin nasıl yapıcı, açık, dost, ticaretçi insanlar olduklarını, barışı desteklediklerini görmüştür. Bulgaristan'da yaşayan Türkler iki ülke arasında zenginlik köprüsü oluşturmuştur. Burada milliyetçiliğim tutarak şunu söyleyeceğim, zaten Bulgarlar Slavlaşmadan önce Orta Asya Kökenli bir halktırlar. Zaman her şeyi değiştirmiştir. Ancak zaman Avrupa'ya yakın bu bölgelerde refah ve zenginliğe, dostluğa açılışı öngörmektedir. Bu gerçekleri gören her halde yalnızca biz değiliz Ancak Türkiye'nin "Türklüğü" kalbinde hisseden soydaşlarımıza daha çok eğilmesi, onları mali bütçeleri olan kurumlarla desteklemesi kanısındayız. Devletin yanında vatandaşlarımıza düşen bir görev vardır. Nasıl zengin Amerika Musevileri kendi aralarında para toplayarak kendi devletlerini destekleyip hükümetler dışı kurumlarla kendi aralarında temas ediyorlarsa zenginleşen dış Türkler de Türkiye'ye dayanmaksızın kendi kurumlarını kurmak zorundadırlar. Bu kurumlara aktarılacak para ilerde kendi zenginliklerini ve güçlerini arttıracaktır.