Kimliğini
arayan adam
Reportaj:
Yavuz Donat (Sabah Gazetesi )
"MERHABA sayın Yavuz bey, Bulgaristan'a hoş geldiniz" diye söze başladı.
Sonra bir süre sustu, boşluğa baktı.
Ardından çayını yudumladı. - Eğer ömrü acılar içinde geçmiş birini
arıyorsanız... Eğer öteki dünyaya gidip, gelmiş birini arıyorsanız... Eğer
hayatı sinema filmi olacak birini arıyorsanız... O benim işte.
DELİORMANLI
İsmet
Sever'le
Sofya'da, Sheraton Otel'de buluştuk.
Sonra akşam yemeğine gittik. Ve onun "film gibi" yaşam hikayesini
dinledik.
- Deliormanlı'yım... 52 yaşındayım... Liseyi Deliorman'da başarıyla
bitirdim... Ve Sofya Üniversitesi'ne gittim... Edebiyat ve Gazetecilik okumaya
başladım.
YURTTA DEHŞET
Tarih 25 Aralık 1974. Üniversite öğrencileri Sofya'nın Studenski Grad semtindeki
öğrenci yurdunda TV izliyor, ders çalışıyor, vakit geçiriyorlar.
İşte bu sırada yurda eli silahlı bir genç giriyor.
Şizofreni hastası bir lise öğrencisi.
Silah, babasının silahı.
Ve başlıyor önüne gelene kurşun yağdırmaya.
KAN GÖLÜ
Ortalık bir anda kan gölüne dönüyor.
Tam 9 ölü. 16 da yaralı. İşte bu sırada iri yarı bir genç ölülerin, yaralıların
üzerinden atlayıp, şizofreni hastası gencin yakasına yapışıyor.
O genç "kahramanımız"
İsmet
Sever.
Üniversitenin ikinci sınıf öğrencisi.
KURŞUN YAĞMURU
Hasta öğrencinin bir elinde tabanca, diğerinde bıçak.
İsmet'e
de kurşun yağdırıyor. Kurşunla yetinmiyor, üç yerinden de bıçaklıyor.
Ama buna rağmen
İsmet,
saldırganın tabancasını da, bıçağını da elinden almayı başarıyor.
Onu etkisiz hale getiriyor. Ve sonra da yere yığılıp, kalıyor.
ÖLÜLER KORİDORU
Polis bir anda yurdu kuşatıyor. Ölüler, yaralılar polis araçlarıyla, Prigov
hastanesine götürülüyor.
Ölüler, bir koridora yığılıyor. Yaralılar, ameliyata alınıyor. Hiçbir yaşam
belirtisi görülmeyen
İsmet
de, ölülerin arasına konuluyor.
MUCİZE GİBİ
Bir süre sonra, üst kata çıkmak için asansör bekleyen bir doktor, elindeki
feneri koridorda yatan ölülerin üzerinde gezindirirken...
"Birinin elinin, ayağının oynadığını farkederek" çığlığı basıyor.
İşte o "dirilen ölü" bizim
İsmet.
Hemen ameliyathaneye yetiştiriliyor.
13 AMELİYAT
Zamanın Devlet Bakanı Todor Jivkov
"ne yapın, edin,
İsmet'i
yaşatın"
diye sürekli doktorları arıyor.
İsmet
tam 13 ameliyat geçiriyor. İki yıl hastanede yatıyor. Ve o günlerin anısı olarak
vücudunda hala çıkarılamayan bir mermiyi taşıyor.
KAHRAMAN
Bulgaristan parlamentosu
"İsmet
için özel bir oturum"
yapıyor.
Bu oturumda şu karar alınıyor:
"İsmet'e
Ulusal Kahramanlık Madalyası verilmesi oybirli- ği ile kabul edilmiştir."
Başkan Jivkov, Bulgar ulusuna
- O bir kahramandır.
GÖÇ
- 1978'de üniversiteyi bitirdim... Deliorman'a gittim... Türkler'e eziyet
edilir idi... İsimlerimiz değiştirilir idi... Türk bayrağı burnumda tüter idi...
Pılı, pırtıyı topladık, yayan, yapıldak yollara düştük... Annem, babam, abim,
yengem, abimin iki çocuğu, bir de ben... Türkiye'ye göç eyledik.
BALTÜRK
İstanbul'a gelip, Güneşlik'e yerleşmişler.
Tekstil mühendisi olan ağabey, Kom firmasına işçi olarak girmiş.
6 ay işsiz kalan
İsmet,
İşletme Fakültesi'ne kaydolmuş.
- Bir yandan çalışır, bir yandan üniversiteye gider, bir yandan İngilizce
öğrenir, bir yandan da Balkan Türkleri'ni örgütler idim... Baltürk'ü kurduk...
Genel başkanlığını bile yaptım.
SARAÇHANE MİTİNGİ
Bu arada üniversite bitmiş.
İsmet
yine hem çalışmaya ve hem de "örgütçülüğe" devam etmiş.
- Meşhur Saraçhane mitinginin organize komitesindeydim... Ne mitingdi ama...
Bulgar zulmünü protesto ettik... Bulgar elçiliğine siyah çelenk koyduk... Bana
madalya takan Jivkov'un maketini yaktım.
SONRA... SONRA...
- Eeee... Sonra? - Evlenip çoluk çocuğa karıştık... Avcılar'da arsa aldık...
Elimizden iş gelir, evimizi kendimiz yaptık.
- Sonra? - Bir inşaat şirketine girdim... Genel müdürlüğe kadar yükseldim.
- Sonra? - Rusya'da iş yapan bir başka şirket beni istedi... Oraya geçtim...
Beni proje geliştirme müdürü yaptılar.
- Sonra? - Sonra, Bulgaristan'da yatırım planlayan bir Türk şirketi gel
dedi... Kabul ettim... Ne de olsa, dedemin mezarı Bulgaristan'da.
- Türkiyem'in geleceği aydınlık... Türkiyem'in suyunu içiyor, ekmeğini
yiyorum... Şu anda işim sebebiyle Bulgaristan'dayım ama, ben bir Türk
vatandaşıyım... Uluslararası saygınlığı yüksek, istikbali parlak, Atatürk'ün
Türkiye'sinin insanıyım.
"BEN KİMİM?"
Saatler süren sohbetin sonunda
İsmet
Sever
sordu:
- Sayın Yavuz bey beni dinlediniz... Şimdi söyleyin, ben kimim?
Sonra yine sordu: - Benliğin tarifi var mıdır? Ardından dudaklarından şu
sözler döküldü:
- Bazı geceler uykum kaçıyor?.. Bu sorulara cevap arıyorum.
KİMLİK
Ve sohbetin sonu: - Araştırıyorum, düşünüyorum,
kafa yoruyorum ve şu karara varıyorum... Ben Türküm... Cebimde iki ülkenin
pasaportunu da taşıdım... Ama en önemli vasfım, Türk olmak... Ben Türk oğlu
Türküm.
Birkaç damla gözyaşı sohbeti ıslatıyor:
- Dünyada üç kutsal değer var... Öz kimlik... Kimliğim belli, Türküm... Anne,
baba... Annem, babam da belli... Ve insanın doğduğu yer... Deliorman'da
doğdum... Okuduğum lisenin 90. yılı geçen hafta kutlandı... Bu liseden yetişen
başarılı kişilere madalya takıldı... Bana da taktılar.
ISLANAN MADALYALAR
Onun iki madalyası var. Biri komünizm döneminde aldığı "Kahramanlık
Madalyası."
Diğeri geçen hafta verilen "Başarı Madalyası."
Gözyaşları bu defa madalyalara damlıyor.
İsmet
Sever
gençlik yıllarında.
İŞTE HİKAYE...
- Sayın Yavuz bey, işte acılar içinde geçmiş bir ömrün hikayesi... Ben kim
miyim, ben buyum... Ölünce taşına, toprağına kurban olduğum, bayrağına yüz
sürdüğüm Türkiye'me gömülmek isterim... Ama Deliorman'a gömerlerse, tabuttan
başımı çıkarıp, itiraz da etmem.