|
Nâzım'ı anımsamak
AHMET ŞERİF ŞEREFLİ
Nâzım'ı çok seviyorum demek
pek az olsa da, daha ne diyeyim, bilemiyorum!
Bulgaristan'daki Türk asıllı şairlerin ninni türküleri Nâzım Hikmet'in şiirleridir dersem hiç şaşırtmış olmam. Bizler daha çok bu şiirlerle büyüdük, ilk adımlarımızı bu şiirlerle attık. Üstat serbest vezni kullandığından, bizler de serbest vezni kullanarak tay durduk. Hece veznini pek az, aruzu hiç bilmeyen bir kuşaktık. Elli yıldan bu yana böyle geldik, böyle gidiyoruz işte.
Şiirde benim ilk hocam % 80 Nâzım'dır. Sofya'da Türk gençleri için yayımlanan ve Komsomol Merkez Komitesi'nin organı olan ''Halk Gençliği'' gazetesinde üstadın şiirlerini her defasında heyecanla okuyor ve bedenimi bir ateştir sarıyordu. Dili güneş gibi parlak ve her sözünü anlıyordum. Dağıtıcının, bu haftalık gazeteyi bana ulaştırmasını sabırsızlıkla bekliyordum. Bugün şiire olan o gençlik heyecanını yitirdim gibi. Heyecanlanışlarım ilk aşkı yaşamak gibi bir haldi.
"Zoya" destanı
Nâzım Hikmet'in ilk şiir kitabı 1951'de yayımlandı. Ebadı büyüktü, üzerinde
yumruklarını havaya kaldırmış isyan eden bir ilüstrasyon vardı. Redaktörü
mülteci Fahri Erdinç'ti. Bu kitap benim için bulamadığım bir kaynaktı.
Nereye gittiysem bu kitabı tahta bavulumda taşıdım. Büyük şairin Sofya'da
2. kitabı ''Zoya'' destanıydı. 1952'de Bulgaristan Komünist Partisi Basımevi
tarafından yayımlanmış, editörü yine Fahri Erdinç'ti. Gerçekten 18 yaşında
bir Rus kızına adanmış güzel bir destandı. Zoya, arkadaşlarıyla Alman
istilâsına karşı tahrip grubunda savaşan bir partizandı. Çok güzel yazılmış,
her okuyanı etkiliyordu. Şairin büyüklüğünü, yani Nâzım'ın yüzünü
ben bu destanda da görmüştüm.
1951'de Nâzım Hikmet Bulgaristan'a gelmişti. Bu ilk gelişiydi. Tüm Bulgaristan'ı (Deliorman, Gerlovo, Dobruca vs. bölgeleri) gezmiş Türk halkıyla buluşmuştu. Her buluşma bir bayram havası içinde geçiyordu.
Dobruca'da (Kurtpınar yakınlarında) şair çevresini saran halkla birlikte asfaltta yürüyormuş. Karşıdan bir eşek üzerinde çocuk görmüş. Yanına yaklaşınca Nâzım Hikmet sormuş:
''Nereye gidiyorsun evlat?''
''Nâzım Hikmet gelmiş Bulgaristan'a, onu aramaya gidiyorum!..''
''Yanıma gel, aradığın Nâzım benim yavrum...''
Demiş şair ve çocuğu eşeğin üstündeyken okşamış, sevmiş. Nâzım'ı görmek için okuldan kaçan çocuk şairi evlerine konuk olarak davet etmiş. Çocuğun annesi çeyiz sandığından bir çevre çıkararak Nâzım Hikmet'in omzuna asmış. Ve ''Bu çevre benden size anmalık olsun!'' demiş. Heyecanlanan şair ''Amanın, altın gibi bir Türkçe söz, anmalık! Ne güzel Türkçemiz varmış!'' demiş ve kadını da kucaklamış.
Asimilasyon politikası
Nâzım Hikmet'in Bulgaristan'a ikinci gelişi 1957'lere rastlıyordu. Ben o yıllarda
artık Sofya'da, gazetelerde, dergilerde görev yapıyordum. Bulgaristan
turnesine çıkmadan önce Nâzım Hikmet'le ''Bılgarya'' otelinin kafeteryasında
görüşmüştük.
Şair Sabahattin Bayram ve Durhan Hasan da aynı masadaydı. Üstat, Sabahattin Bayram'ın şiirlerini daha Moskova'dayken okumuş ve çok parlak sözler söylemişti. Gerçekten sevinmiştik. Şiir sanatı üzerine bir süre tartıştık. ''Dikkat ettiyseniz benim serbest veznim de ölçülüdür'' diyerek bizi uyarmıştı. Nelerin yazılması, nelerin yazılmaması konularına da değinmiştik. İşte o zaman üçüncü kişi Durhan Hasan bir nevi Nâzım'a sınırlamalardan şikâyetçi olmuştu: ''Üstat bizlerden tavuk fermaları için de şiir yazmamızı istiyorlar'' demişti. Yanıt olarak büyük şair sözü kısadan kesmişti: ''Tavuklar için de şiir yazılır, yazılmaz değil ama Şekspir olmak lazım!'' diye yanıtlamıştı. Şair açılmamıştı, gücenikti. Bulgar makamları geçici olarak Nâzım'dan şiir basmayı yasaklamıştı. Bundan sonra Bulgaristan'daki milli Türk azınlığına ciddi asimilasyon politikası uygulayacağı seziliyordu. Bu sinsice tırmanışı Nâzım Hikmet de sezmişti.
Parti ve devlet başkanı Todor Jivkov'dan randevu almış, konuşmasında ''Türkiye'ye açılan bu komşu kapısını kapatmayın!'' diye öneride bulunmuştu. Nâzım Hikmet'i dinleyen olmamıştı.
Nâzım Hikmet bu ikinci gelişinde Bulgaristan'da çok güzel şiirler yazmıştı: ''Münevvere Mektup'', Varna'dan oğlu Memet'e sesleniş, ''Dikili Taşlar'' ve ''Bor Oteli'' vs.
Şairin ünlü Bulgar tiyatrolarında oyunları da sahnelendi. ''Enayi'', ''Bir Aşk Masalı'', ''Benzincinin Kızı'' vs. Unutamadığım sahneler hâlâ gözümün önünde canlanmakta. Ne diyeyim şairin kalemi oyunlarında da pek güçlü... Oyunları uzun zaman sahneden inmemişti.
8 cildin editörlüğünü Ekber Babayev yapmıştı.
Ölüm bu büyük insanı 1963'te vurmuştu. Çooook üzüldük.
Sovyet Yazarlar Birliği'nin isteği üzerine Nâzım Hikmet'in tüm eserleri (8 cilt) ''Narodna Prosveta Yayınevi''nde basıldı. Çok mükemmel ciltlerdi. Son cilt 1968'de baskıdan çıkmıştı. Bundan sonra Bulgaristan'da bir daha Türkçe kitap baskısı yasaklandı.
Şairin hayranı Dr. Necmiye Ulucan, Moskova'dan Nâzım için düzenlenmiş bir resim albümü getirdi bana. Albüm, ciltleri, anılarım sakladığım en değerli incilerimdi. Az mı?
Türkiye'de büyük şairin şiirleri şarkı, türkü olmuş. Meydanlar halk (hele gençler) onunla coşuyorlardı. Değerini bilenler bilmeyenlerden daha çok. Devlet büyüklerimiz bile (Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, merhum Alpaslan Türkeş) onun şiirlerini kürsülerden okumuşlardı. Tüm dünya şairi büyük tanırken bizler neden tanımayalım? Ayıp değil mi?
Türk şiirinde bir yenilik havası estiren, dünyaca büyük Türk şairine Türkiye Cumhuriyeti'nin yapacağı çok büyük bir görevi var: Kemiklerini Moskova'dan toplayıp sürgünden anavatanına getirmek ve anıtını dikmek. Karşı çıkanlar olacak kuşkusuz. ''Evet!'' diyecekler çoğunlukta. Büyükler herkesin oluyor, ama önce Türk toprağında doğduğu için bizim olmalı. Çünkü eti kemiği, ruhu bizdendir, ve Türk şairidir.
Bulgaristan'daki Türk okullarının % 60'ı Nâzım Hikmet'in adını taşıyordu. Okul kitaplarında okunuyor, Nâzım Hikmet geceleri düzenleniyordu. Sabahattin Ali, Mustafa Suphilerin de adları okullara, izci öğrenci müfrezelerine veriliyordu.
Nâzım Hikmet şiiriyle daha çok aydın, eğitici bir kitle eğitmiştir. Şiiri, sıradan okuyucu her zaman düzyazıdan daha zor anlamıştır. Yine de millet onu bir ilah olarak sevmiştir. Onun yeri içimizde boştu. Bunun için ölüm haberi milleti ağlatmıştı. 20.04.2000 Cumhuriyet Kitap