Rumeli Türk'lerinin Sanat Güneşi
OSMAN AZİZ'in
"Güllerin
Korkusu" başlıklı ikinci şiir kitabı çıktı
Sanat ağacının çiçekli dallarından oluşan bir demeti simgeleyen Osman Aziz, Kırcali vilayetine bağlı Koşukavak'ın (Alfatlı) - Neofit Bozveli - (1937) köyü doğumludur.
Koşukavak'ta lise öğrenimini tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini Sofya Universitesi'nin Türkoloji Bölümü'nde sürdürmüştür. Yalnız kalemiyle değil, bülbülleri de kıskandıracak tatli sesiyle ve insanlara karşı aşırı sıcak davranışlarıyla sanat dünyasının en sevilen sesi ve sürprizi olmustur.
1960'lardan 1985'e kadar Sofya Radyosu'nda sözcü ve çevirmen olarak çalışmiştır. Sansürün emriyle sözleri büsbütün değistirilen ve «komunist içerik» kazanan Rumeli turkülerinin ömrünü yitiren bir ses sanatkârı ve söz ustasıdır.
Osman Aziz her zaman doğruya,
güzele, çekici ve insanların yararına olanlara, tarihte değer sayılanlara önem
vermiştir.
Hatalara meydan vermemek için yandan gelen dikteleri değil de
gönlünün sesini dinlemiştir.
Buna rağmen sanatı ve kişiliğiyle incitilen Osman Aziz bir kaç yıl Sofya dedikodularıdan uzaklaşmayı amaçlayarak Razgrat'a gitmek mecburiyetinde kalmıştır.
Daha ilk şiirlerinde gerçeklerin yankısı olduğunu «Büyük
Ateş» güldestesiyle sergilemiştir. Yeni basılan ikinci şiir kitabı "Güllerin
Korkusu" ise Şair'in Bulgaristan'daki soykırım yıllarında kaleme aldığı
şiirleri, adeta hayat öyülerini, ve Rumeli'li soydaşlarının acınacak öykülerini
yansıtmaktadır. Bilhassa Rodoplu soydaşlarının perperişan hayatı bu özgün
şairin de yeni katkısıyla evrensel tepkiler doğuracaktır.
Ad değiştirme olaylarında, yıllardır Sofya Başmüftülüğü'nde imamlık yapan babasıyla beraber işkencelere maruz kalmıştır. Şiiri kadar içli ve çekici türküleri de yasak kapsamına alınmış olmasına karşın, rejimin uydusu haline getirilmiş olup, uzun zamanlar Sofya Radyosu'nda spikerliğini sürdürmüştür.
Ne var ki, Komunist rejimin devrilmesinden ve soykırım uygulamalarının mağlübiyetinden sonra Bulgaristan Türkleri tekrar özgürlüklerine kavuşunca şimdi de Sofya'da Bulgaristan Türkleri aydınları tarafından kurulan Yüksek İslâm Şürası'nın aktif üyelerinden olup Kuruluşun Türk halkı için çıkarmakta olduğu "Müslümanlar" gazetesinde yönetmen olarak Bulgaristan Türk aydınları ve eski dostları ile birlikte faal olarak çalışmaktadır.
Ancak son olarak geçenlerde otuz yıldan fazla bir zamandan beri ilk defa olarak özgürce yapmış olduğumuz bir tel konuşmasında yine sinsice sansürlerin uygulanmakta olduğunu büyük üzüntüyle bizzat bana belirtmesi, onda ve bende büyük üzüntü yaratmiş ve beni bu olaylar ve kendisi hakkında Dış Türkler'i ve Avustralya Türk Toplumunu bilgilendirmek için bu yazıyı yazmaya sevketmiştir.
Zira şahsen olmasa da Dünyada, Türkiye'de ve Avustralya'da kendisini sanat eserlerinden tanıyan Bulgaristan kökenli binlerce vatandaşların ve soydaşların olduğunu hiç şüphesiz bilmekteyiz.
Tek sözle Osman Aziz dünyada ender yetişen ve emsallerine asırlarca raslanamayacak olan günümüzün eşsiz ses sanatçılarındandır.
Kendisinin besteleri ile beraber Bulgaristan'da, Bulgaristan Türklerinin Lâle Devri sayılan yıllarda Sofya Radyosu'nda okuduğu ve Sofya'daki ÒBalkantonÓ Plak Fabrikası tarafından basılan üç-dört yüz kadar eseri vardır. Örnek olarak "Yusufum" veya, diğer adıyle "Kanlıca Deryalar" kendi öz eseri olmakla beraber onu, onun kadar kimse içten ve güzel icra edemez.
Türk sanatçıları bile onu ancak taklit etmeye çalışırlar ama,
beceremezler. Sanat ustasına yakışır.
Kendisi Bulgaristan Türkleri'nin "Sanat Güneşidir".
Şimdi sizlere, sayın okuyuculara ve Şiir severlere sanatçının "Güllerin Korkusu" adlı son şiir kitabından Türkü ve Şarkıları kadar güzel ve anlamlı olan şiirlerinden bir kaç tane şiirini sunuyoruz:
SÖYLEME BU KADAR
Bu senin en büyük zenginliğin
Kaybedeceksin sesini dediler
Türkü söyleme dediler
Sabahtan akşama kadar.
Nasıl sabredilir karşınızda
Deliorman'da nasıl susulur?
Nasıl durulur çıldırmadan?
Öpülmedik yanak önünde inat kırmızı?
Dayan dayanabilirsen
Yarasız gözler yaralarken insanı
İnat yeşil...
Sus göreyim karşısında
Yolumu kesen Fikriye kızın
Söyleme bu kadar dediler
Kaybedeceksin sesini...
Sessiz kalmak zor,
zor olmasına
Ama, kızların ses istedi benden
Deliorman. . .
Saçları gibi dalgalı,
dişleri gibi beyaz.
Onları sevdim de söyledim bunca,
Ne yapayım?...
Bunun için korkmuyorum
bu gün
Sesim kalmadı diye.
Sevgiden mi korkayım?
XXX
Dün Rodoplar'da buldum bu sesi
Bugün kaybettim Deliorman'da
Yarın yine burada bulursun, dediler
Cömerttir benim toprağım, bulurum...
Deliorman esirgemez bunu benden
Nasıl yapsak da beraber olsak seninle
Hem de ömrün sonuna kadar beraber?
Ama bu defa sesim olmayacak
Sessiz çıkacağım kırlarına
Sessiz döneceğim...
Yoluma yine çlkarsa
Sessiz seveceğim Fikriye kızı...
Ama, sen beni sessiz de seversin, bilirim.
Bir ananın dilsiz evladını sevdiği gibi.
Aldın sesimi Deliorman...
Al, helâlim olsun...
Ne kıskanılır zaten senden?
Ecdatlar can kıskanmamış
Ben bir parça mı kıskanayım bu candan?
Aç kollarını Deliorman, geliyorum...
İster düzün olsun,
yokuşun olsun...
Bunca öter kuşunla birlikte
Bir de ötmez kuşun olsun...
KIRIR PLAK
Sende plâk kaldı.
Hani kırık vermeliydim
Gayrı kıramam... O senin...
Bende durak kaldı.
Hani ayrıldık...
Ve hatırası o tek busenin...
Sana yaramaz o hatıra
Verdiğim plâğı kır...
Dinleme o şarkıları
Tümü beni hatırlatır...
Dinleme Anna, kır o plağı
Ben ağlıyorum plâkta,
bilir misin?
Gel diyorum sana, seni çağırıyorum
Gelir misin?
Gördüm işte, gördüm seni, n'ideyim?..
Bir görmek mi aşıkların ülküsü?
N'olur, kır da kırık dinle plâğı
Kırık olsun,
kırık aşkın türküsü...
X X X
Hazer sesine dalga atmış
Uzanıvermiş Kür nehri...
Endamında Şah dağı yükselmiş
Yanağına güller takmış Bakü şehri.
Senin sesinde Araz, benimkinde Tuna
Yanyana akalım denizlere n'olur?
Seninkinde Şah dağı, benimkinde Rodoplar
Yanyana bakalım yıldızlara n'olur?
Nerde hani, nerde şimdi Nizamî?
ÒYedi güzelÓi sekizde gayrı bir görsün.
Leylâ'sını görsün Fuzulî Bakü'de
Mecnun'un yurdu bizde gayrı, bir görsün.
Osman Aziz
Sofya - Bulgaristan