|
THM
Sanatçısı Rüstem Avcı:
“Rumeli
Türküleri, Acizliğin Değil Dirilişin Sesidir.”
“Rüstem
Avcı” Kimdir?
Ailesi,
1951 yılında Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçmen
olarak gelen Rüstem Avcı, sanat hayatını özellikle
Rumeli Türküleri üzerine yoğunlaştırdı. İki yıl
İstanbul Belediye Konservatuarı eğitiminin ardından
1982 yılında İTÜ Türk Musikisi Devlet
Konservatuarı’ndan mezun oldu. Erzurum Radyosu THM
“Ses Sanatçısı” sınavını 1984 yılında
kazanan sanatçı, 1986 yılında, görev yerini TRT
İstanbul Radyosu’na naklettirdi. Ses sanatçılığı
yanında İstanbul Radyosu’nda iki yıl “Gönlümüzün
Dilinden Sazımızın Telinden” adlı açıklamalı
haftalık radyo programları hazırlamıştır. Halen
haftada 3 defa TRT Radyosu 4. kanalında dinleyiciyle
buluşan “Yurdun Dört Bucağından” adlı türkü
programını hazırlıyor. Rüstem Avcı, çeşitli eğitim
kurumlarında da “THM Repertuarı” ve “Bağlama”
dersleri verdi. Türkiye ve ülke dışında yaptığı
saha çalışmaları ile, Halk Müziği Repertuarına
yüzlerce Rumeli Türküsü kazandırmış, bunların
büyük bir kısmını notaya alarak yayımlamış ve
ayrıca seslendirerek geniş kitlelerce tanınmasını
sağlamıştır.
İskeçe’li
(Xanthi) Necla hanımla evli olan Rüstem bey, biri kız
iki çocuk babası. Batı Trakya kaynaklı, Arda
boylarına ben kendim gittim, Yüksek tepede harman
tozu savrulur, Rodop dağları çiçek döşeli,
Sepet sepet yumurta gibi türküleri Rumeli Türküleri
repertuarına kazandırmıştır.
Halk
müziği, hiç şüphesiz belli bir topluma özgü bir
müzik değildir. Nerede insan topluluğu olmuşsa,
orada o topluluğa özgü bir müzik mutlaka olmuştur.
Örneğin Türkiye’de halk müziği türkü
kavramında bütünleştirilirken Yunanistan’da
“laika” kelimesinde ifadesini buluyor.
“Parmağına
kınadan ziyade türküler yakılan, kulağına küpe
diye türküler takılan güzel!.. Eski bir türkü söyleyeyim
mi sana, sana türküleri anlatayım mı, anne sütü
kadar temiz, anne sütü kadar helâl?!.” diyor İskender
Pala bir makalesinde. Hayatımızın neredeyse her
karesine yakılan türkülerin duygu ve düşüncelerimizdeki
vazgeçilmezliğini vurgularken.
Müzik,
hiç şüphesiz insanları birbirlerine yaklaştıran,
yücelten, zenginleştiren önemli bir hazinedir. Daha
doğrusu medeniyetlerin, kavimlerin, toplumların
ortak bir aynasıdır müzik.
Cahili-bilgilisiyle, yaşlısı-genciyle, yabancısı-yerlisiyle
her kesime hitabedebilen nağmeler zinciridir.
Dilini
anlamadığımız, kültürünü benimsemediğimiz
milletlerin bile müziğinin ritmine kaptırabiliyoruz
kendimizi zaman zaman. Diğer bir deyişle uluslar
arası bir köprüdür müzik. Ve bütün insanlarda,
bütün milletlerde, ve bütün çağlarda aynı
duyguları anlatır hep. Kimi zaman aşkı, kimi
zaman sevgiyi, kimi zaman şikayeti ve kimi zaman da hüznü
veya mutluluğu anlatır. Belki melodiler farklı,
belki tarzlar, enstrümanlar farklı, ama
duygular ve desenler hep aynı.
Fakat
yine de insanoğlu kendi yöresinin, kültürünün,
dilinin ve melodilerinin motiflerini taşıyan müziğe
ayrıcalıklı bir yer ayırmakta hiç tereddüt
etmez. Çünkü o türkülerde adeta kendini görebiliyor
memleketinde bir gezintiye çıkabiliyor çoğu
zaman. Hele gurbette yaşayanlar için özel bir
yere sahiptir memleket türküleri. Ana-babaya kimi
zaman yar'a ve memlekete duyulan hasretten dolayı
değişik bir duygu yoğunluğuyla dinleniyorlar.
Söz
konusu durum bizim içinde geçerli. Bizler de değişik
müzikler dinleriz belki ama, kültürümüzü,
yöremizi, duygularımızı anlatan o Rumeli türkülerinin
yeri bambaşkadır hayatımızda. Bizi bir anlık bile
olsa memleketimize götürüp hasretimizi
dindirebiliyor, kavuşma hayaliyle günlerimizi daha
bir heyacanlı geçirtiyor belkide.
Biz
de dergi olarak, popüler müziğin geçiciliğine karşı,
ağırbaşlı duruşuyla yüzyıllara göğüs geren
türkülerimizi Rumeli Türkülerini konuştuk Rüstem
Avcı Beyle. Rumeli türküleri üzerine yoğunlaştırdığı
çalışmalarıyla tanınan Rüstem Bey, araştırıp
derleyen ve güzel yorumuyla da bizlere dinleten
Rumeli türkülerinin çok değerli bir sesi ve
TRT İstanbul Radyosu’nun emektar sanatçısı.
Genelde türkülerimiz özelde ise Rumeli türküleri
üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi zevkle
okuyacağınızı umuyoruz.
Gönülden
Gönüle: Rumeli veya balkan türküleri deyince neyi
anlamak lazım, derlenen bu türküler hangi coğrafyayı
kapsıyor?
Rüstem
Avcı: Rumeli veya balkan türkülerinin
derlendiği bölgelerin ve yörelerin haritasını çıkarak
başlayacak olursak şöyle bir sıralama yapmak lazım.
İstanbul'un Avrupa yakasından alıyoruz, Balıkesir,
Çankırı, Ege’nin bir kısmı, ondan öte Batı
Trakya ve Girit adasına kadar gidiyoruz. Bulgaristan,
Eski Yugoslavya, Kırım ve Romanya. Rumeli türküleri
benim anladığım bu harita içerisinde kalan ülke
ve yörelerden oluşuyor. Geniş bir alan. Küçük
farklılıklar gösterse de genelde Rumeli’nin özelliğini
gösterirler. Mesela Kırım türküsünü dinlediğinizde
aynen Rumeli türküsü gibi, ama sadece şive
farkı var. Romanya türküsünü dinliyorsun aynen
Bulgaristan ve Kırım türküsüne çok yakın.
Yugoslavya’ya bakıyorsunuz dil, şive biraz farklı,
ama zenginliği aynı, ahenk, uyum aynı, Batı Trakya
türküleri de aynı özelliği gösteriyor.
Yalnız Batı Trakya’da biraz daha klasik Osmanlı müziği
hakim.
-
Bunu neye bağlıyorsunuz?
Şuna
bağlıyorum. B. Trakyalı insanlarımız bugün de
incelendiğinde okuma yazma oranı diğer yörelere göre
daha yüksek. Kültür insanı fazla... Bulgaristan ve
Yugoslavya’da da kültür insanı fazla. Tamam
oralarda da klasikleşme var, ama B. Trakya da
daha bir ayrı klasikleşme var. Osmanlı'nın
izlerini çok rahat görebilirsiniz.
-
Genel olarak baktığımızda Rumeli türkülerinde
ana tema veya temalar nedir? Gurbet, hüzün, acı,
kahramanlık v.s.
Sadece
hüzün, acı, gurbet değil. Bunlar da var, ama
Rumeli türkülerinde bir hareketliliğin olduğunu görüyoruz.
Türkülerde sadece bir aşk sunuşu da yok. Mesela
yakın zaman şarkılarına baktığınızda bir aşk
sunuşu var devamlı. Oysa eski türkülere baktığınızda
bir olay var. Genelde acı, hasret, yaşanmış ve ayrılık
olanı var. Zaten türküler olaylar üzerine çıkıyor.
Her türkünün hikayesi var. Kimi hikayeler günümüze
kadar gelmiş kimisi de türkü olarak kalmış.
Mesela bir türkü dinletiyoruz TRT'de "gitme
artlim gitme sen bugün oduna" diyor. Türküyü
incelediğinizde baştan sona ağıt olduğunu görürsünüz.
Hamdi öldürülmüş, ona yakılmış bir ağıt. Ama
söylerken, dinlerken oynayası geliyor insanın ve
oynanıyor da. Demek ki Balkanlar insanı hüznü ve
sevinci yaşamayı birleştirebilmiştir. Bu çok önemli
bence. Başka yörelerde ise bazen bakıyorsunuz adam
öyle bir dövünüyor ki sizin de ağlayasınız
geliyor. Ama Rumeli türkülerinde acizlik yok, bir
diriliş bir uyanış var. Evet balkan ülkelerinin
bir çoğunda insanlar baskılar görmüş, ezilmiş,
horlanmış ama hiçbir zaman ümitlerini yitirmemişler
Hem hareketlilik hem de ezikliği hissetmek mümkün.
Yani bir liriklik bir özlem var. Bu bazen Anadolu özlemi
olabiliyorken bazen de bir başka balkan ülkesindeki
yakınlarına karşı bir özlemin türkülerle dile
geldiğine şahit oluyorsunuz.
-
Peki Balkan müziğini kategorize etmek mümkün mü?
Evet
mümkün. Ben Balkanlardaki müziği üçe ayırıyorum.
A) Osmanlı dönemine ait müzik B) Komünizm dönemine
ait müzik. Buna Bulgaristan ve Yugoslavya giriyor. Ve
o dönemlerde Komünizmi öven türkülerin olduğunu
ben gördüm ve inceleme fırsatım da oldu. C)
Komünizm sonrası türküler. Türküler yaşamaya
devam ediyor ve ben bu şekilde bir gruplandırma
yapabileceğimizi söyleyebilirim. Klasik müzikten
etkilenmiş türküler var, Anadolu'nun devamı gibi.
Mesela, komünizm sonrası "Safiye ve
Karyola" türküsünü ben araştırmalarım
sonucunda ortaya çıkardım ve bu türkü mükemmel
bir Deliorman türküsüdür ve epey de beğenildi.
Yine "zilli maşa darbuka" o da bana aittir.
-
Eskiden kaynak kişilere ulaşılmış, derlemeler yapılmış.
Günümüzdeki kaynak ve derleme çalışmaları
konusunda neler söylemek istersiniz?
Kaynak
bitmez, halk müziği zaten çağ değiştikçe o
uyumu sağlar, eskiden at arabalarıyla gidiliyordu,
şimdi artık son model arabalarla gidili-yor. Ulaşım
çok daha kolay. Yalnız halk müziği için iyi
olmayan taraf şu bence, TV'ler zaman içinde dejenere
edebiliyor müziğimizi. Günümüzde bunu yaşıyoruz.
Bazı özel TV kanalları bunu yapıyorlar maalesef.
Ne yaptılar? Batıdan uyduruk müziklere söz
ekleyerek bize orijinalini değil de bozulmuşunu
verdiler. Maalesef günümüzde yaşanan olay bu. Ama
türkülerde öyle bir şey söz konusu olamaz. Türküler
çünkü temiz, halkın ürettiği, mutlaka
besteleyeni belli olmayan ama mutlaka da besteleyeni
olan türkülerdir.
-
Türkülerin dejenerasyona uğradığından şikayetçisiniz.
Buna bir örnek vermek istiyorum. "Kahve koydum
fincana" türküsünü sırf meyhanede prim yapar
düşüncesiyle "rakı koydum fincana " şeklinde
tamamen otantik yapısının dışında nabza göre şerbet
verme mantığıyla hareket edenler var maalesef...
Şimdi
bakın. Ünlü düşünür Konficius demiş ki; "
Bir milleti eğer yıkmak istiyorsanız sazından bir
tel alın veya bir tel ilave edin." Bu çok ağır
ve çok önemli bir söz. İşte, bizden bir tel değil
birkaç tel alınmış dejenere ile. Şimdi oraya rakıyı
koymakla rakı satışı mı patlayacak yâni, bu çok
yanlış.
- Yine son yıllarda türkü müzikleri içerisinde
batılı kaynaklı enstrümanlar sıkça kullanır
oldu. Bu da bir dejenerasyon mu? Değilse nedir?
Müziğimiz
her türlü saza müsait. Ama tabi ki mesela Rumeli de
ne çalınıyor? Bağlama var, klarnet var, akordeon
var, davul var, zurna var, kaval var... Mesela
ilginçtir Bulgaristan'da sadece kaval üreten
fabrikalar var, gayet iyi eğitim veren okullar var ve
muazzam müzisyenler yetiştiriyorlar.
-
Son yıllarda ortaya çıkan bazı genç kuşak sanatçılardan
dinlediğimiz türkülerle sizlerden dinlediğimiz türkülerden
aynı zevki alamıyoruz...
Onlar türküleri yaşamadan, türküleri kaynağından
dinlemeden, bazıları da sırf ticari
amaçla gelir getirsin diye söylüyorlar. Biz ise TRT
olarak havasını vermeye çalışıyoruz. Şimdi ben
kalkıp bir Tunceli yöresi türküsü okursam,
Tuncelili gibi okuyamayacağım kesin.
Kendimi
Balkanlar ve Rumeli türküleri üzerine geliştirmiş
bir sanatçıyım. Tabi ki söylediğim yörelerin en
güzel havasını vermeliyim. Orada "bre"
diyorsa "bre" demeliyim. "Be"
diyorsa "be" demeli-yim, o bile çok önemli.
Mesela, "Aman bre deryalar" derler, halbuki
Bulgaristan'da bana "bre" kullanma
"be" kullan diyorlar. Yani bunlar önemli,
dikkat edilmeli bence.
-
Barış Manço, Cem Karaca gibi müzisyenler yıllarca
pop arenalarında türkü okudular. Pir Sulta'nın,
Hayati'nin tanınmadığı bir dönemde önemli
misyonu temsil ettiler. Ticari değil de sevdirme amaçlıydı
onların çalışmaları herhalde...
Bu
isimler klasikleşmiş isimler, kendi alanında
uzmanlaşmış kişiler ve her zaman değerlerini
yitirmeyen isimler. Ama maalesef bu gibi sanatçılar
azınlıkta. Bir gecede sanatçı diye isimler ortaya
çıkabiliyorsa, onun vereceği netice de o kadar
olur. Basit olur yani...
-
İsterseniz
Rumeli türkülerine tekrar dönelim. Rumeli türkülerinin
en fazla derlendiği bölge veya ülke neresidir?
En
çok araştırılmış Bulgaristan var. Çünkü Komünizm
döneminde bile türkçe plaklar olduğunu araştırmalarımla
tespit ettim. Mesela, bir dönem Sofya radyosu Türkçe
yayınlar yapmış. Neden? Çünkü Türkiye’yi
etkilemek için, Komünizm propagandası yapmak için.
Türkçe yayınları o türkülerle süsleyerek
dinleyici çekebilmiştir. Ve bunların çoğunu
özel çabalarım sonucunda arşivime dahil edebildim.
-
"Debreli Hasanlar", "Drama’nın İçinde"
gibi türkülerin derlenebilmesi için ne gibi çalışmalar
yapmak lazım? Kaynak kişilere nasıl ulaşılabilir?
Günümüzde
20 yaşında bir insanı kaynak olarak kullanmak sakıncalı.
Az önce dediğim gibi TV'lerdeki dejenerasyon
var, gençler de bir şekilde etkileniyorlar bu yayınlardan,
bizi yanıltabilirler. Mesela, B.Trakya türküsü
yerine kalkar bize Antalya türküsünü verir. Çünkü
TV'nin etkisinde kalmıştır. Ama eskiler öyle değil.
Yaşlılar kendi yörelerinin türkülerini söylerlerdi.
Başka yerden gelmesi de mümkün değildi. Ancak
askerler vasıtasıyla getirilebilir, ama o da yörenin
havasına bürünür hemen...
-
Mesela Kırcali'den derlenen bir türküyü aynen
geldiği şekliyle mi okumak lazım?
O
ayrı bir konu. Bakın B.Trakya’ya gittiğimde
Yunanca şarkılar söyleyen sanatçılar dinledim.
Bizim Urfa bölgesinde söylenen türküyü Yunanca
olarak okudular, ben şok oldum. Çok güzel söylediler
ve hoşuma da gitti. Yani benim kültürüm olan türküyü
Yunanca Yunanlı bir sanatçı söylüyor. Ve bunun da
epey örnekleri olduğunu biliyoruz. Kültür etkileşimi
toplumlar arasında tabi ki olacak. Ama ben araştırmacı
olarak, bir Kırcali türküsünü bir İskeçe bir Gümülcine
türküsünü ayırt edebilirim. İşte bu Kırcali türküsüdür
diyebilirim. Neden? Çünkü benim elimde o yöreye
ait bilgiler var, oranın özelliğini gösteren
veriler var. Bunları ben biliyorum, ama bir başka kişi
bilemez. O elindeki yetersiz bilgi ve kaynaklardan
dolayı orada yanlış yapabilir. İşte araştırmacılığın
da önemi burada.
Peki
Rumeli Türküleri repertuarı kaç türküden oluşuyor?
Fazla
değil. 500 türküyü geçmez. Bu çok az bir rakam.
-
500 deyince sanki büyük bir rakam gibi...
Hayır
değil. Neden değil? Binlerce türkü, on binlerce türkü
keşfedilmemiş. Demek ki araştırmacıların zayıflığı
burada. Maalesef yeteri kadar araştırmacı yok. Ki
ben kişisel olarak 150'ye yakın yazmışım bu
da çok zayıf bir rakam. 150 az bence. Elimdeki
kasetlerin çoğunu inceleyemedim bile. Teşvik yok.
Bireysel çalışmayla bir yere gidemezsin. Bunların
olması lazım.
-
Araştırmacı kişilik dediniz. Değişik sanat
dallarında Batı Trakya’da yetişmiş eleman azlığı
büyük. Mesela şu an Konservatuarda müzik eğitimi
alan bir kişi olup olmadığını bilmiyoruz. Bu
konuda istekli kişiler nasıl teşvik edilmeli? Gençler
ne yapmalılar? Size gelseler yardımcı olur musunuz?
Seve
seve yardımcı olurum. Hem de dokuz elle sarılırım.
Bakın 2000 yılında akitli olarak Bulgaristanlı
Sabriye Sayın kazandı. Bir ara TV'lere de çıktık.
Bu bayan geldiğinde Anadolu türküleri söylüyordu.
Kırşehir, Orta Anadolu, Ankara, Silifke türküleri.
Sabriye sen nerelisin dedim. Ben Kırcali'liyim dedi.
Niye balkanlardan çalışmıyorsun. Al dedim bu
kasetleri çalış gel. Kadriye
Latifova'nın orijinal kasetlerini verdim. Şimdi
İstanbul radyosunda balkanların türkülerini okuyan
bayan sanatçı olarak anılıyor. Bu benim desteğimle
oldu. Balkanlı kim gelirse gelsin seve seve yardım
ederim. Mesela, gençler der ki ben konservatuara
gireceğim. Gelsin eğer varsa, mutlaka yardımcı
olurum. 24 saat bana ulaşmaları mümkün. Ben yol gösteririm.
Folklorda, halk oyunlarında veya başarılı
olabileceği alanlar konusunda yardımcı olabilirim.
-
Amatörce düğün, bayram gibi etkinliklerde türkü
okuyan iyi veya kötü ufak tefek gruplar var. Bunu
nasıl yorumluyorsunuz?
Tabi
şimdilik bu gibi ufak tefek grupların da türküleri
okumaları güzel. Keşke eğitim alsalardı. Ama dediğim
gibi eğitim olmazsa ne olur dejenere olur.
Trakya’da Urfa türküleri söylüyorlarsa yanlış
yapıyorlar. Tamam onları da söylesinler ama
kendilerini bilsinler önce. Kendini bilmeyen insan
bir adım öteye gidemez. Ben bunu Bulgaristan'da gördüm
1995'te. İspari kasabası belediye başkanı beni
davet etti. Ben de tek başıma gittim. Orada bana
amatör gruplar eşlik etti. Baktım amatör gruplar
bizim Türkiye’de çıkan son kasetlerin parçalarını,
doğu deyişlerini o kadar güzel çalıyorlar ki şok
oldum. Hemen oradaki grup başkanını çağırdım.
Dedim ki siz yanlış yapıyorsunuz, niye abi dediler.
Biz türkü söylüyoruz, Anadolu özlemi var bizde
dediler. Dedim ki siz Bulgaristanlısınız neden
Bulgaristan türküleri söylemiyorsunuz? Ee
bilmiyoruz ki eskiler sülerdi dediler. O akşam bizi
grup olarak davet ettiler, elime aldım sazı, bildiğim
Rumeli türkülerini söyledim. Benden habersiz
hepsini kaydetmişler. Aradan birkaç sene geçti.
Gittiğimde baktım ezberlemişler. Şimdi dedim mesaj
yerine ulaştı. Kendini bilmek çok önemli.Bir
Malatyalı Malatya türküsü söylüyorsa çok güzel,
ama bir Trakyalı da Trakya türküsü söylemiyorsa
bence abes. O kültürel bir eksikliktir bence. Bu tip
grupların o günlerin popüler parçalarını bu tip
faaliyetlerde okumaları tamamen ekonomik.
Şimdi
ben kalkıp ta 500 yıllık türküyü söylersem
seyirci beni yuhalar diye düşünüyor olabilirler.
Ama
TRT'nin öyle bir amacı yok. TRT'nin amacı nedir? Kültürü
taşımak. Kültürü yaşatmak. Ama sevdirmek yerel
grupların işi. O türküyü defalarca çala çala o
türküleri sevdirebilirler. Zaten türkü güzelse o
türkünün yayılmaması mümkün değil.
"Safiye’me de karyola dar gelir" türküsünün
orijinalini dinlemek istemezsiniz, çünkü
olmamış. Ben ne yaptım, kendi kültür arşivimde
pişirdim, kotardım, güzelleştirdim ve seyirciye o
şekilde sundum. Cilaladım yani, ham maddeyi mamül
hale getirdim. Ama dediğim gibi orasının havasını
bilmek, koklamak lazım. Ben Rodoplara gittiğimde
hiç zorluk çekmiyorum. Neden? Çünkü "Rodop
Dağları Çiçek Döşeli" türküsünü
biliyorum. Ben bunu söylerken orasını görüyorum
da ondan.
-
17 Ağustos Marmara Depreminden sonra Türkiye ve
Yunanistan arasındaki ilişkilerde bir yumuşama
oldu. Bu arada sanatçılar devreye girdiler. Halklar
birbirlerine daha bir ısındılar. Bu devam
ettirilmeli herhalde...
İnşallah
devam etsin. Çünkü halkların bir problemi olmadığına
inanıyorum ve bunu da yaşadım. Zaten insanın doğasında
var, insanca yaklaşana insanca yaklaşılır.
Hiçte öyle fanatik değiller. Yaklaşımları çok
olumlu. Sen karşındakine önyargılı yaklaşırsan
o insanla konuşamazsın bile değil mi? Onun için önyargıyı
kaldırmak lazım. Sanatçılar buna devam
ettirmeliler bence. Hem karşılıklı göçler olmuş,
kültür etkileşimi var. Ve insanlarda karşılıklı
özlemler var. Türküler Yunanlılar tarafından da
seviliyor. Şunu da belirtmem lazım, Yunan müziğinin
dinamikliğine hayranım, mesela Buzuki'nin sesine. Müzisyen
bir sanatçı olarak Yunan müziğini çok seviyorum.
Bakın, mesela bir kilim bir halı döşemesini
izlerseniz sanki bizden de motifler var. Müzik te
motiflerden oluşur. Yunan müziğinde bizden olan
motifleri, bizim müziğimizde de onlarda olan
motifleri görebiliyorum. Yani karşılıklı etkileşim
var. Sonuçta birleştirici, kaynaştırıcı bu
duygusal etkiler ortak bir hedef haline gelir. Bence
devam edilmeli, yapıcı özelliği ön plana çıkarılmalı.
-
Bundan sonra yapmayı düşündüğünüz ne gibi çalışmalar
var...
Bizim
kültürümüzü radyoda korumaya ve yaşatmaya devam
ediyoruz. TRT vasıtasıyla balkan müziğini hem yaşatmaya
hem de tüm dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bundan
sonraki önemli hedeflerimden birisi CD ve Kaset
yapmak.
-
Yakın gelecekte bu çalışma gerçekleşecek mi?
Bu
tabi ki kaset firmalarının yaklaşımına bağlı.
Çünkü firmalar olaya kültürel açıdan ziyade
biraz da ticari bakıyorlar. Öyle bir çalışma
yapacağım. Radyo zaten sağ oldukça devam edecek.
Balkan ülkeleri ve yurt içindeki konserler zaten
devam ediyor. Davet edildiğimiz her yere gitmeye ve
halkımızı memnun etmeye çalışıyoruz.
Bir
de Rumeli türkülerinin tamamının notalarla beraber
bir araya getirilmiş bir kaynak kitap çalışması
yapmayı düşünüyorum. Türkülerin derlendiği yörelerin
fotoğraflarıyla birlikte v.s. gibi zenginleştirilen
bu proje üzerinde çalışmayı planlı-yorum.
-
Bize zaman ayırıp türküler ve Rumeli Türküleri
üzerine çok önemli bilgiler verdiğiniz için size
teşekkür ediyoruz.
Ben
teşekkür ederim. Ve başarılarınızın devamını
dilerim. Her zaman. Okurlarınıza ve Batı Trakyalı
kardeşlerimize de en derin sevgilerimi sunarım.
|