Bulgar Türkleri ve Bulgaristan Türkü

 

 

Bulgar Türkleri ve Bulgaristan Türkü Kavramları 06 Kasim 2006

Frekans gazetesi

Rıdvan TÜMENOĞLU
ridvantumenoglu@yahoo.com


Bulgar Türkü ve Bulgaristan Türkü ifadeleri, Bulgaristan ve Bulgaristan Türkleri ile ilgili haber, yorum ve yazılarda sürekli karşılaştığımız ifadelerdir. Kullanılan bu iki kavramın da gerçekliği ve kullanılırlığı vardır. Ancak günümüzde yazıldığının aksine bu iki farklı kavram aynı topluluğu değil birbirinden farklı iki topluluğu iki farklı olguyu ifade etmektedir. İlk kavram olan Bulgar Türkleri tarihsel süreç içerisinde yaşamışlar ve zaman içerisinde tıpkı, Sümerler, İnkalar, Hazarlar ve birçok topluluk gibi misyonlarını tamamlayarak tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerlerini almışlardır. Bulgaristan Türkleri tabiri ise bundan yüzyıllar sonra 19.y.y’da Berlin Antlaşması (1878) literatürlere girmiş bir kavramdır. Biz bu çalışmamızda bu iki kavramı biraz açarak ülkemizin güzide basın mensuplarına ve aydınlarına! Bu konuda yardımcı olmaya çalışacağız.


Bulgar Türkleri Orta Asya Türklerinin bir kolu olan Ogur Türkleridir. Türk Dünyasının en geniş kitlesini Oğuz Türkleri oluşturmaktadır. Türkçede doğu batı lehçeleri arasında z – r ses değişimi neticesinde doğuda Oğuzlar olarak adlandırılan Türkler batıda Ogurlar olarak adlandırılmıştır. Bulgar Türklerinin esas nüvesini teşkil eden Ogur Türkleri tarihte üç büyük devlet kurmuşlardır. Ogur Türklerinin kurduğu ilk devlet olan Büyük Bulgar Devleti maalesef uzun ömürlü olamamış ve bünyesinden Volga Bulgar Devleti ve Tuna Bulgar Devleti olmak üzere iki farklı siyasi teşekkül meydana gelmiştir. Yapılan yeni araştırmalardan da anlaşıldığına göre Volga Bulgar Devleti İslamiyet’i ilk kabul eden Türk devletlerinden birisi olmuştur. Tuna Bulgar Devleti yöneticileri Abbasi Halifeleri ile bağlantılar kurarak, Başkentleri Bulgar şehrinde, camiler, medreseler, hanlar, hamamlar inşa ederek Bulgar şehrini bir ilim, irfan kültür ve ticaret merkezi haline getirmişlerdir.

Balkanlarda kurulan Tuna Bulgar Devleti ise gerek doğudan gelen Türk göçlerinin yavaşlaması ve Slav nüfusun fazlalığı nedeniyle, gerekse Bizans İmparatorluğunun etkisi Hıristiyanlığı kabul etmişleridir. Söz konusu bu gelişmelerin etkisi İle Balkanlardaki Bulgar Türkleri kıs süre içerisinde milli kimlik ve kültürlerini kaybederek Slavlaşmışlardır. Ancak yeni yapılan araştırmalar göstermektedir ki devletin yönetimi yıkılışına kadar Türk kökenli ailelerin denetiminde kalmıştır.

Bulgaristan Türkleri kavramı ise daha önce belirttiğimiz gibi Osmanlı Devletinin yıkılışının ve parçalanmasının önemli dönüm noktalarından birisi olan Berlin antlaşması ile literatürlere girmiş bir kavramdır. Osmanlı Devleti Balkanlarda ilerlemeye başlaması ile birlikte fethettiği bölgelere Anadolu’dan getirdiği Türkmen (Oğuz Türkleri) kitlelerini yerleştirmiştir. Bu iskan faaliyetleri sürecinde genellikle Karamanoğulları ve Saruhanoğulları beylikleri ahalisi bu günkü Bulgaristan coğrafyasında iskan ettirilmiştir. Osmanlı Devletinin Balkanlarda ilerlemesi boyunca iskân faaliyetleri devam etmiştir. Evald-ı fatihan ve Rumeli ahalisi olarak adlandırılan Balkan Türkleri ve dolayısı ile Bulgaristan Türkleri, Devletin zayıflamaya başlaması ve geri çekilme süreci boyunca Balkanlarda yeni bir takım devletler kurulmaya başlaması sonucu sınırları içerisinde kaldıkları ülkelerin isimleri ile birlikte Bulgaristan Türkleri, Romanya Türkleri gibi ifadeler ile adlandırılmaya başlanmıştır. Bulgaristan coğrafyasında yaşayan Türkler 19.y.y’ın sonarından itibaren Berlin Antlaşması ortaya çıkan Bulgaristan Devletinin adıyla anılmaya başlanmışlar ve günümüze kadar bu şekilde devam etmiştir. Bulgaristan’da yaşayan Türklerin, günümüz Bulgarları ile tek ortak noktası aynı coğrafyayı paylaşmalarıdır. Bunun dışında hiçbir ortak noktaları bulunmamaktadır. Bulgaristan Türkleri Yüz yılı zaman bir aşkın zaman boyunca kendilerini Bulgarlara benzetmeye çalışan, kendilerini Bulgar olarak adlandırmaya çalışan yönetimler ile mücadele etmişler bu durumu kabul etmemek ve Türk kalabilmek Türk olarak anılabilmek için, için gerektiğinde uğuruna kanarlını akıttıkları yüzlerce yıllık vatanlarını terk etmekten tereddüt etmemişlerdir. Bulgaristan Türklerinin Bulgarlar ile hiçbir ortak noktasının bulunmadığı gibi Anadolu Türkleri ile de küçük bir detay dışında hiçbir farklılıkları yoktur. Söz konusu küçük detay da Orta Asya’dan başlayan ve Anadolu dâhil birçok yeri Türk yurdu haline getiren göç hareketini Anadolu Türklüğünden bir adım daha batıya taşımış olmaları ve günümüz Türk dünyasının Adalar denizinden değil de Tuna Nehrinden Adriyatik Denizinden başlamasını sağlamış olmalarıdır.

Terimler ile ilgili yaptığımız bu kısa açıklamalar göstermektedir ki Bulgar Türkleri ile Bulgaristan Türkleri birbirlerinden çok farklı kavramlardır. Öncelikle Bulgar Türkleri günümüz için tarihte yaşanmış bir nostalji ansiklopedik bir bilgidir. Bulgaristan Türkleri ise en az Anadolu Türklüğü kadar gerçek bir olgudur.

Bulgaristan Türklerinin her gündeme geldiğinde bu konu ile yazı yazan yorum yapan yazarlar gazeteciler aydınlar! Bu iki kavramı aynı olguyu ifade etmek için kullanmaktadırlar. Bunun iki nedeni olabilir; birincisi Bu günkü Bulgaristan Devletine adını veren Bulgar Türkleri Nostaljisini yaşatmak veya Bulgaristan Türklerini bununla özdeşleştirmek, bu bizim iyimser tahminimiz Ve sayın aydınlarımızın yanlışlığının altındaki nedeni aramak için iyimser bir yaklaşımımız. İkinci neden ise aydınlarımıza! Yakıştıramadığımız ve söylemeye dilimizin varamadığı ancak söylemek zorunda olduğumuz ülkemize has bir durum olan sözde aydınlarımızın Aydın cehaletidir. Bulgar ile Türk’ü ayırmayan Bulgaristan’da kendilerine Bulgar denilmemsi için adı Türk milleti Türk kardeşlerinin ülkesine sığınan ve bu ülke için bu sözde aydınlarımızdan çok daha fazlasını yapan ve yapacağından şüphe duyulmayan yüz binlerce Bulgaristan Türkünün gözünde daha fazla küçülmeleri için ve bu konudaki karanlıklarına bir mum ışığı olması amacı ile yüzlerce kitaptan sadece üç tanesini okumalarını en azından göz gezdirmelerini tavsiye ediyorum. Böylece insanları aydınlatmaya çalışmaktan önce kendi karanlıklarına bir kibrit yakaralar. Böylece hem bizi rencide etmekten vazgeçerler hem de kendilerini küçük düşürmezler.

 
Geza Feher. Bulgar Türkleri, Ankara: TTK,1999§
§ İbrahim Kafesoğlu. Türk Mili Kültürü. İstanbul: Ötüken Yayınevi, 2000
§ Bilal Şimşir. Bulgaristan Türkleri. Ankara: Bilgi Yayınevi.,1986

Türklüğe Bulgarlığa ve gerçekçiliğe dair 08.07.2009
Hadi uluengin Hürriyet

PAZAR günü seçimlerin gerçekleştiği Bulgaristan’da yaşayan ve esas olarak “Hak ve Özgürlükler Hareketi” çatısı altında temsil edilen ora Türklerini kendimize örnek alalım.

 

Şöyle ki, bu ülke kökenli soydaşlarımız Türkiye Türklerine hep şunu hatırlatıyorlar:

“Bize ‘Bulgar Türkü’ deyip durmayın, biz ‘Bulgaristan Türküyüz’!”

* * *

ÖYLE tabii, zira “Bulgar” sözcüğü de, “Türk” sözcüğü de birer kavmiyet sıfatıdır.

Burada biyolojik özellik ağır basar. Genel soy, sop, kan bağları devreye girer.

Buna karşılık, hem Bulgaristan, hem de Türkiye, bünyesinde farklı etnisitelerden insanların yaşadığı ulus-devletleri tanımlamak için kullanılan kelimelerdir. Sıfat değildirler!

Her ikisi de siyasi coğrafya ve yurttaş aidiyeti ekseninde inşa edilmişlerdir.

Dolayısıyla, ne bir “Bulgar Türkü” olabilir, ne de bir “Türk Bulgarı” olabilir!

* * *

OLAMAZLAR, çünkü her şeyden önce, iki farklı etnik sıfattan üçüncü bir tanım icat etmeye kalkışırsanız, bütün dillerdeki bütün dilbilim kurallarının ırzına geçmiş olursunuz.

Çok daha önemlisi, kâh bilinçli, kâh bilinçsiz, ulus-devleti balçık zemine oturtursunuz.

Çünkü, çoğunluk kavim eğer o ulus-devletin yurttaş adını tanımlarken de kendi sıfatını dayatırsa, azınlık etnisiteler haklı olarak, bu sıfatla anılmaktan alınır, yaralanır ve gocunurlar.

Tıpkı, aynı zamanda yine bir etnik sıfat olan “Türk” kelimesi empoze edildiği için, başta Kürtler, ülkemizdeki farklı aidiyetlerin de alınması, gocunması ve yaralanması gibi!

Haa, resmi ideolojinin klasik söylemine başvurarak “Türk” sözcüğünün illâ etnisite ifade etmediğini ve TC yurttaşlarını bir bütün olarak tanımladığını mı öne sürüyorsunuz?

O halde tekrar başa, yani Bulgaristan’daki soydaşlarımıza dönelim.

* * *

SLAV kökenli Müslüman Pomaklar hariç, komşu ülkede yaşayan, Dede Korkut lisanıyla konuşan, Deliorman türküsü söyleyen, ailelerinin bir bölümü Türkiye kentlerinde ikâmet eden ve Sofya Parlamentosu’nda da “HÖH”le temsil edilen insanlar kimler?

Onlar, ezici çoğunluğu evlâd-ı fatihana uzanan ve muhtemelen de, bugünkü Anadolu ahalisinin pek çoğundan bile fazla “Türk” olan Türkler değil mi?

Tabii ki öyleler ama, farklı aidiyetten TC yurttaşlarına da “Türk” denmesini şart koşan yukarıdaki “resmi söylem”e uyarsak, kendilerine “Bulgar” (!) dememiz gerekiyor.

Evet evet, çünkü Türkiye’nin canı can da Bulgaristan’ınki patlıcan mı?

Eh, madem ki etnik aidiyet ve hissiyatı ne olursa olsun bizim ülkemizdeki herkes mutlaka “Türk”tür (!), o halde aynı şekilde, oradaki herkes de “Bulgar”dır (!)!

Zaten, komünist diktatorya döneminde Jivkov da başka bir şey söylemiyordu ki!

Gayet kestirmeden, “Bulgaristan’da yaşayanlar Bulgardır! Kabul etmeyen ya esir kampına, ya da yallah kapı dışarı” diyerek, soydaşlarımıza etmediği mezalimi bırakmadı.

İmdii...

* * *

İMDİSİ şu ki, “Bulgar Türkü” gibi yenip yutulmaz bir herze yumurtlayarak en bariz yanlışı yaparken, aslında paçayı kendi kendimize ele veriyoruz.

Açıkça itiraf etmesek de, Türkiye’de yaşayan herkesin kendini “Türk” hissetmediğini ve hissedemeyeceğini bal gibi bildiğimiz içindir ki, bilinçaltımızdaki “ucu bize de dokunur” korkusuyla, öz soydaşlarımıza bile etnik bir “Bulgar” sıfatını eklemek gafletine düşüyoruz.

Hem politik, hem etnik açıdan tek doğru tanım olan “Bulgaristan Türkü” terimi ister istemez “Türkiye Kürt’ü” doğrusunu da getireceğinden, gerçeklerden kaçmayı seçiyoruz.

Oysa gerçekler inatçıdır ve kendilerini öyle duyumsamadıkları müddetçe, Bulgaristan Türklerinin “Bulgar”, Türkiye Kürtlerinin de “Türk” olamayacağı bu gerçeklere dahildir