Prof. Dr. Ahmet Merdivenci
Komşu
Bulgaristan’da, Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma büyük bir Türk
azınlığı vardır. Türkiye sınırları dışında, İmparatorluktan miras,
en büyük Türk kitlesi bugün Bulgaristan’da yaşar. Bu kitle, asla küçümsenemeyecek,
ihmal edilmeyecek ve
vazgeçilmeyecek bir Türk varlığıdır.
Bulgaristan’daki
soydaşlarımız, dünkü Rumeli Türklüğünün son ve en önemli
temsilcileridir. Anadolu Türklüğü ile Rumeli Türklüğü, Osmanlı İmparatorluğunun
kurucu unsurunu, özünü oluşturuyordu. Osmanlı devleti, ondan önceki Türk
devletlerinden farklı olarak, sadece bir Asya devleti değildi. Hem Asya, hem
Avrupa devletiydi. Marmara denizi kıyısında kuruldu. Çok geçmeden
Marmara’nın batısına, Balkanlara veya Rumeli’ye sıçradı. Ondan sonra
Marmara mihverinin iki yakasında, simetrik olarak serpilip büyüdü. Devletin
ilk başkenti Anadolu’da Bursa, ikinci başkenti Rumeli’de Edirne oldu. İstanbul’un
fethiyle devlet, tabii başkentine ve jeopolitik dengesine kavuştu: Doğu’da
Anadolu kanadı, batıda Rumeli kanadı ve orta yerde başkent İstanbul. Osmanlı
İmparatorluğunun asıl anavatanı veya metropol toprakları işte bu bölgelerdi.
Tuna
nehrine kadar olan Rumeli toprakları, İmparatorluk için her zaman Anadolu
kadar önem taşıdı. Hatta zaman zaman Anadolu’nun da önüne geçti. İmparatorluk
için birinci derecede önem taşıyan, başkent İstanbul’un adeta hinterlandı
ve koruyucu kalkanı durumunda olan Rumeli, daha ilk fetih günlerinden başlanarak
yoğun biçimde Türk nüfusuyla dolduruldu. İmparatorluğun Jeopolitik dengesi
ve başkent İstanbul’un Batıdan gelebilecek saldırılara karşı koruyucu
kalkanı olması bakımından hayati önemde bir bölge olan Rumeli’nin Türkleştirilmesi
gerekli görülmüştü. Bu yüzden ilk fetih yıllarından başlanarak bu önemli
yöreye İmparatorluğun kurucu ve güvenilir unsuru olan
Türk kitlelerinin
yerleştirilmesi bir devlet politikası yapıldı.