Koca Balkan'nın iki yanındaki iki büyük bölgenin dağlık ve ovalık yörelerinde yaşıyan Türkler,o asırlık görkemli günlerden kalma olan bu insanlar yaşadıkları asırlık alışkanlıkları içinde sürdürdükleri töresel yaşamlarını,yüzyirmi yıldan beri süre gelen acımasızca ve sürekli baskılardan hiç bir baskı silememiştir.İşlerine sinmiş olan o iyilikçi büyük alçak gönüllükleri yüneticilerden hiç kimseyi rahatsız etmemiştir.Çünkü o almaya değil, hep vermeye, her türlü özveriyi göstermeye kendini töresel yaşamı içinde alıştırmıştır.

                                                                                                                                         Prof. Dr. Ahmet Merdivenci

 Komşu Bulgaristan’da, Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma büyük bir Türk azınlığı vardır. Türkiye sınırları dışında, İmparatorluktan miras, en büyük Türk kitlesi bugün Bulgaristan’da yaşar. Bu kitle, asla küçümsenemeyecek, ihmal edilmeyecek ve  vazgeçilmeyecek bir Türk varlığıdır.

        Bulgaristan’daki soydaşlarımız, dünkü Rumeli Türklüğünün son ve en önemli temsilcileridir. Anadolu Türklüğü ile Rumeli Türklüğü, Osmanlı İmparatorluğunun kurucu unsurunu, özünü oluşturuyordu. Osmanlı devleti, ondan önceki Türk devletlerinden farklı olarak, sadece bir Asya devleti değildi. Hem Asya, hem Avrupa devletiydi. Marmara denizi kıyısında kuruldu. Çok geçmeden Marmara’nın batısına, Balkanlara veya Rumeli’ye sıçradı. Ondan sonra Marmara mihverinin iki yakasında, simetrik olarak serpilip büyüdü. Devletin ilk başkenti Anadolu’da Bursa, ikinci başkenti Rumeli’de Edirne oldu. İstanbul’un fethiyle devlet, tabii başkentine ve jeopolitik dengesine kavuştu: Doğu’da Anadolu kanadı, batıda Rumeli kanadı ve orta yerde başkent İstanbul. Osmanlı İmparatorluğunun asıl anavatanı veya metropol toprakları işte bu bölgelerdi.

        Tuna nehrine kadar olan Rumeli toprakları, İmparatorluk için her zaman Anadolu kadar önem taşıdı. Hatta zaman zaman Anadolu’nun da önüne geçti. İmparatorluk için birinci derecede önem taşıyan, başkent İstanbul’un adeta hinterlandı ve koruyucu kalkanı durumunda olan Rumeli, daha ilk fetih günlerinden başlanarak yoğun biçimde Türk nüfusuyla dolduruldu. İmparatorluğun Jeopolitik dengesi ve başkent İstanbul’un Batıdan gelebilecek saldırılara karşı koruyucu kalkanı olması bakımından hayati önemde bir bölge olan Rumeli’nin Türkleştirilmesi gerekli görülmüştü. Bu yüzden ilk fetih yıllarından başlanarak bu önemli yöreye İmparatorluğun kurucu ve güvenilir unsuru olan Türk kitlelerinin yerleştirilmesi bir devlet politikası yapıldı.