Aydınlar niçin cepheleşti?
Doç.
Dr. İbrahim YALIMOV
Bulgaristan’da, Türklere ve müslüman kesime ait eğitim ve kültür
örgütlerinde dernek ve cemaatler arasında ağır sürtüşmeler ve birbirine karşı
koymalar dönemi yaşanıyor.
Bu karşı koymaların temelinde, Kemalizm’e ve Kemalist
reformlara karşı bakış açıları yer almaktadır. Ve bu bakış açılarında,
Türk topluluğunun geleceğini, kim nasıl görüyor,
düşüncesi vardır.
Atatürkçülük ya da Kemalizm, 1919-1923 yılları arasında, Türk
halkının ulusal kurtuluş savaşı verdiği yıllarda doğmuştur.
Ve bu yıllara takiben, Türkiye koşullarında feodal
kalıntıların ortadan kaldırıldığı ve yavaş yavaş kapitalist bir düzenin
yerleştiği dönemi, yani yirmi yılı kapsamaktadır.
Bu hareketin
başı sayılan Kemal Atatürk, Türk halkının öz gelenek ve göreneklerinden ve Batı
düşüncesinden büyük ölçüde etkilenmiştir.
Kemalizmin temel ilkeleri, daha 1920’li yıllarda vücuda
getirilip, “ulusal program”da ve “Hakimiye-i Milliye” gazetesinin sayfalarında
yer almıştır.
Ama Kemalizm’in esasları, tam bir bütün olarak 1931 yılında kabul edilen
Cumhuriyet Halk Partisi programında altı ok biçiminde ortaya çıkar. Bu ok
halinde gösterilen ilkeler şunlardır: Cumhuriyetçilik. bu
padişahlık yönetiminin tam karşıtıdır. Ulusçuluk, ki bu
ilkenin anlamı, ulusal egemenliğe ağırlık verilip, bağımsız bir gelişme yolu
izlenmeli. Halkçılık ki, yönetim halkın elinde olup,
sınıf ve sınıf çatışması yadsınmaktadır. Etatizm’e gelince de Türk
devletinin gelişmesi devlet eli ile devlet
kapitalizmi ile gerçekleştirilsin, anlamına gelir. Laiklik
ilkesinin anlamına gelince de din işlerinden devlet elini çekmeli, eğitim laik
bir eğitim olmalı.
İnkilapçılık ilkesi ise ulusal
burjuva inkilabı ilkelerine sadakat gösterip, bunları koruyup geliştirmek,
Kemalizm’e sadık kalmaktır.
Kemalizm birleştirici bir rol oynuyor.
Ulusal kurtuluş hareketini, ülkenin her yerine ve kesimine taşıyarak insanları,
bu büyük davanın hedefleri, her şeyden önce ülkenin
her yönlü gelişmesi, kalkınması düşüncesinde birleştirici bir güç olarak ortaya
çıkıyor...
Öyle ki Kemalizmin tüm bir ulusun
politik felsefesini oluşturup milli kurtuluşu elde ettikten sonra geleneksel bir
toplum düzeninden çağdaş bir toplum düzenine geçişi, bir başka deyişle,
feodalizmden kapitalizme geçişi sağlamaktadır.
Atatürkçülüğe göre bağımsız bir devlet olmak ve çağdaşlığı
yakalamak bir sıra köklü reformlar gerektirmektedir.
Bu
reformlar, politik, ekonomik ve kültürel alanları kapsar.
Milli egemenliği sağlayan Kemalistler, çok köklü siyasi
reformlara gidiyorlar.
Saltanat ve halifelik ortadan kaldırılıp, cumhuriyet yönetimi
1920’li
yılların sonunda ve 30’lu yıllarda Türkiye’de birçok
reformlar gerçekleştiriliyor. Bu reformlar sayesinde her
şeyden önce eğitim sisteminde köklü sonuçlar hedefleniyor.
Eğitim birliği kanunu ile, eğitimin tek bir çatı altında
gerçekleştirilmesi amaçlanıyor. Bu eğitim
programlarına da yansıyor. Bu arada bir sıra dini
okullar kapatılıp çağdaş düzeyde ilk, orta ve lise düzeyinde okullar açılıyor.
İstanbul ve
Atatürk inkılapları, bundan başka
toplumun tüm kesimlerini kapsayacak alanlara yansıyor...
Kemalistlerin ıslahatçı hareketleri Bulgaristan’da da çok geniş
yankılar uyandırıyor.
Kemalistler ilk başlarda tüm yönetim mekanizmalarını ele
geçirmiş olup, komşu ülkelerdeki Türk azınlıklarını da bu yenilik hareketlerine
çekmek için çaba yürütüyor, onların etnik kimliklerinin korunması ve
geliştirilmesi için faal bir çalışma içindeler. Bu
arada, Bulgaristan’daki daha uyanık ve aydın Türkler, Atatürkçülüğe ve
Türkiye’de gerçekleştirilen yeniliklere karşı büyük ilgi duyuyor, ancak bu
yenilikler sayesinde kendi kültürel ve sosyal kalkınmalarını sağlayacaklarını
düşünüyorlar. Bu, onlar için Türk azınlığının
seviyesinin Bulgar milletinin seviyesine ulaşması için çok iyi bir modeldir.
Ama tutucu, dini kesim onların bu çabalarına karşı çıkıyor.
Böylelikle Türk aydınları, bu sayıya hocalar da dahil olup
ikiye bölünüyor, tutucu, muhafazakar ve çağdaş, ilerici kesim. Her iki
kesim de Kemalizme ve yeniliklere değişik açılardan yaklaşım sergiliyor... Türk
Muallimler Birliği üyeleri bir taraftan, bir taraftan da “Turan” örgütleri
üyelerinin büyük çoğunluğu, bir sözle progresif görüşleri taşıyan aydınlar,
Türkiye’deki reformları, hayatın tüm alanlarına yeni düşünce ve soluk getiren
bir hadise olarak
Öte yandan İslamı Koruma Birliği çatısı altında toplanmış olan
tutucu kesim ve bunlara Türkiye’den kovulan ve “150’likler” olarak bilinenleri
de dahil edersek, ki bunlar şeriatçı bir düzenin devamından yanalar,
Atatürkçülüğe karşı düşmanca bir cephe alıyorlar.
Onlara
göre Atatürkçülük, dinin temellerini, İslamı aile yapısını, aileyi, gelenek ve
görenekleri yıkmak için bir ideolojik vasıtadır.
Bu konuda,
Başmüftü H. Hüsnü şu görüşlerine yer vermektedir: “Hıristiyan alemi için bir
komünist tehlikesi ortaya çıkmışken, Müslüman aleminde de Kemalizm adında bir
Allahsız anlayışa halk oldu... ki, bu anlayışın taraftarları Anadolu’da, dini
imanı olmayan, Islahatçı Türk Cumhuriyeti diye bir devlet kurmuşlar. (Başmüftü
H. Hüsnü Ahmedov’un Dışişleri Bakanlığı’na verdiği
rapor, DMA). Bu değinmeden de anlaşıldığı gibi Kemalizm bir ateistlik işareti
olarak
Türk azınlığın yaşamında, kültürel ve sosyal alanlardaki
yenilikler, reformların gerçekleştirilmesinin önemi büyüktür.
Bu reformların başarılı bir şekilde yaşama geçirilmesi
sonucu, ancak Türk ahalisi sosyal ilerleyişin tempolarını yakalayabilir.
Türk aydınlarının bu reformların bir an önce gerçekleşmesini
istemesi de bu yüzdendir. Bu aydınların girişimiyle eğitim sisteminde
yeni düzenlemeler yapılması, yeni Latin alfabeleriyle oluşturulmuş TÜRK
alfabesinin kabulü, kıyafet reformunun uygulanması, kadınlara seçme seçilme
haklarının sağlanması, şeriat mahkemelerinin yükümlülüklerinin daha çoğunun
çağdaş, medeni mahkemelere devredilmesi hareketleri başlatılmıştır...
Bu yeniliklerin uygulanmasında, ilahiyatçı kesimin muhafazakar
kanadının çok ciddi mukavemeti ile baş başa kalınıyor.
Bu kanadın anlayışına göre, “Türkiye’de gerçekleştirilen
reformlar, İslam anlayışıyla bağdaşmıyor” (186 (Medeniyet Gazetesi,
No.5.6.10.1933) Bu din adamları, sözü edilen reformların her birinde dinin
herhangi bir temel ilkesini zedeleyen unsurlar olduğu düşüncesini savunuyorlar.
Örneğin kadının feraceyi atması, başörtüsünü takmaması,
erkeklerle eşit haklara sahip olması, Müslüman aile yapısını sarsıyormuş, yeni
alfabenin uygulanması da gençlerin dini terbiyesine bir engel olarak görülüyor.
H. Hüsnü’ye göre şapka taşımak dini ve milli geleneklere aykırıdır.
187 MDA.
Yukarıda adı geçen derneğin muhafazakar yöneticileri, reformlar
konusunda kesin bir tavır içindeler.
Medeniyet gazetesine göre “reformları
Atatürkçülüğün etkisi altında kalan ilerici, progresif aydınlar,
etnik kimliğin öncülüğü bilincini kavrıyorlar.
Bu dönem, öyle bir dönemdir ki, milli toplulukların bir
bütün oluşturması sürecini Arap ülkeleri de yaşıyorlar.
Bu arada sosyal dengesizlikler giderek artıyor.
Bu da ayrıca bir takım çıkar grupları doğuruyor.
Öyle ki halkın bir milli birlik sağlaması için yalnız dini
bağlar, ilişkiler yeterli olmuyor. Milli özelliklere
dayanır bir birlik sağlama gereksinimi duyuluyor.
Bu da başlıca
milli kültürün geliştirilmesi, genç kuşakları milli ruhta eğitmekle, kendi etnik
grubuna karşı sevgi ve saygı bağlarını pekiştirmekle olabilir.
İleriyi gören aydınlar, asimile çabalarını da sezinliyorlar.
Onlara göre, işte bu yüzden etnik bilinci güçlendirmek
gerekiyor. Bu eğilim bir yandan değişik etnik gruplar
arasında kültürel bağların objektif bir suretle genişlemesi sonucu, öte yandan
da kimi şoven grupların subjektif yaklaşımları sonucu artmaktadır.
Bununla ilgili Rehber gazetesi, gayet haklı olarak şu sonuca varıyor: “Dünyada
iki eğilim göze çarpmaktadır. Hükümetler bir tek homojen bir millet yaratmayı
amaçlarken, azınlıklar ise kendi kültürlerini geliştirip, özbenliklerini
muhafaza etmeye çalışıyorlar... 189 Rehber gazetesi, No: 26
14.07.1928.
Sorunlara etnik bir yaklaşım sergileyen aydınlar şu sonuca
varıyorlar.
Bulgaristan’daki Türkler bir azınlıktır. Deliorman
gazetesi ise, dini değil, milli bir azınlığın yanında olduğunu açık bir şekilde
beyan etmektedir. 190 Deliorman gazetesi No.19.08.1930...
(Kısaltılmıştır.)
NOT: Yukarıdaki yazı, yazarın
kitabından alınarak Türkçe’ye çevrilmiştir.
Doç.
Dr. İbrahim YALIMOV
1934 yılında Şumen ilinin Gradişte köyünde doğdu.
1953 yılında Şumen Türk Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Sofya
Üniversitesi’nin Felsefe-Tarih Fakültesi’ne yazıldı.
Bundan sonra iki yıl Moskova’daki Toplum Bilimleri
Enstitüsü’nde okudu.
Daha sonra öğretmenlik ve
gazetecilik yaptı.
Ayrıca 1971-1992 tarihleri arasında Bulgar Bilimler Akademisi’ne
bağlı Çağdaş Sosyal Teoriler Enstitüsü’nde bilim işçisi olarak görev alır.
Bunu takiben YYİE ve Sofya Yüksek İslam Enstitüsü’nde önce
okutman, daha sonra rektör olarak çalışır. Yirmi
yıldan daha fazla yazar, Bulgaristan’daki Türk topluluğu ile ilgili sorunları
araştırmış, ilginç sonuçlar elde etmiştir. Bilimsel
makale ve eserleri yayınlanmış, bildirilerle sempozyumlara katılmıştır.
En son yayınladığı “Bulgaristan’da Türk Topluluğunun Tarihi”
kitabında ilk kez bu ülkedeki Türkler’in yaşamı kitaplaştırılmış oluyor.
Yazar, bunu yapabilmek için yüzlerce kaynaktan yararlanmış
ve ortaya derli toplu, mükemmel bir eser çıkmıştır.
Tarihi gerçekleri taraf gözetmeksizin tahlil edip yorumlamıştır.
Bu açıdan
eser, Bulgar ve dünya tarihçilerine de kaynak yapıt kabilindedir.
Değerli bilim adamımızı candan kutlar, yeni eserlerini bekleriz.
(İbrahim Yalımov, İstoriya na Turskata obştnost v
Bılgariya, pırvo iznadiye, İlinda-Evtimov, EOOD, Sofya-2002)
BTK